TÜRKİYE’NİN MARATONU-İSTİKLALYOLU ULTRA

IMG_9573

Türkiye’nin Ultra Maratonu’nda inanilmaz bir kosu deneyimi…
Essiz güzelliklere sahip ILGAZ dagi’nin muhtesem atmosferinde çam agaçlariyla çevrili Ferko Ilgaz Mountain Hotel & Resort’ta konaklama 26 Agustos cuma günü Keskek/makarna partisi ile açilis…
Bol oksijenli enfes orman havasinda Yoga ve enerji çalismalari…
Ilgaz daginin zirvelerinde ve Istiklal Yolu‘nda 3 ayri parkur…
Günübirlik Çankiri ve Kastamonu sehir/doga turlari ya da trekking, bisiklet turlari…
Seminerler, belgesel ve film gösterimleri, oyunlar…
Ödül çekilisleri ve diger süprizler…
30 Agustos’ta Anit Kabir ziyareti…
Türkiye’nin maratonu Istiklal Yolu Ultra’da benzersiz bir deneyime ortak olmaya hazır olun.12241563_759646534163044_3686455518674551215_n

 

www.istiklalyoluultra.com

 

İSTİKLAL YOLU ULTRA 2016-ILGAZ TRAIL

İstiklal yolunda yeni etap muhteşem ILGAZ DAĞLARI.
ILGAZ siteyekondu

ılgaz vadi

ılgaz1

ılgaz11

ILGAZ12

ILGAZ13

ILGAZ14

İnebolu’dan Ankara’ya 340 km’lik tarihi İstiklal Yolu, 2013’te koştuğumuz Küre Dağları etabından sonra otantik yolun doğal kalabilmiş son etabı olan 55 km’lik ultra parkurda kahramanlarını ağırlamaya hazırlanıyor.

55 k ultratrail
21,1 k yarı maraton
ve 10 k halk koşusu

İstiklal Yolu Ultra-Ilgaz Dağları Etabı 27-28 Ağustos 2016’da koşulacak.

Detaylar için

İSTİKLALYOLUULTRA

“Ale (Allez)..ale” Ultra Trail Du Mont Blanc…CCC…2015

Ale (Allez) ,ale Chamonix sokaklarında 2 gündür bu sözcük yankılanıyor. Ale,ale,ale…

sokak utmb

Sabah gözümü açtığımda, seneler önce düşlerime giren Mont Blanc’ın Aguille du Midi zirvesi ile göz göze geliyoruz. Şehir merkezindeki rahat yatağımdan kalkıp 2 gündür kalmakta olduğum otelimin balkonuna son kez çıkıyorum. Hava aydınlık ve açık. Derin bir nefes alıyorum. Adını Mont Blanc dağını paylaşan üç şanslı ülkenin şehirlerinin başharflerinin oluşturduğu ve bu üç şehrin içinden geçecek olan yarışın başlamasına artık sadece birkaç saat var.

hotel utmb

Transfer edileceğimiz İtalyan şehri Cormayeur’a doğru ilerlerken diğer ultracılar gibi ben de kendimi zamanın akışına bırakıp başlama saatinin gelmesini bekliyorum. Start alanına yürüyerek ulaştıktan sonra son hazırlıklarımı da tamamlıyorum, yarış başlamak üzere. Yanımda Brezilya’dan gelmiş olan bir koşucu ile birbirinize şans diliyoruz. Ben hedefimin 26 saat olduğunu söylüyorum o benden daha iddialı hocamla birlikte geldik o PTL’de çoktan yarışmaya başladı bile diyor.

MB5

2 sene önce çekmeköy, iznik, ve kapadokya ultra yarışlarından kazandığım puanlarla katılmaya hak kazandığım yarışa saniyeler var ve ben her zamanki gibi buraya kadar gelebildiğim için ne kadar şanslı olduğumu düşünüyor ve sağlıklı bir şekilde yarışı bitirmek için dua ediyorum.

Ve geri sayım başlıyor. Yaklaşık 6-7 km yokuş yukarı koştuğumuz asfalt yolda bir hayli kişiyi geçiyorum asfalt biter bitmez, kıvrıla kıvrıla ilerleyen doğal patika yolu önümde beliriyor. Birkaç km daha koşarak ilerledikten sonra artık diğer koşucuları geçmek mümkün olmamaya başlıyor, herkes tek sıra halinde iyice dikleşen zaman zaman sert inişlerin olduğu parkurda yürüyerek ilerleyebiliyor. Öndeki duraklamalardan yararlanarak ara sıra birkaç kişi geçmek mümkünse de yarışa 5’er dakikalık aralarla grup grup başlandığı için ilk gruplarla başlayarak önlerde yer alanlar yolda yığılmış durumdalar. Bu kadar uzun bir insan seli içinde olmak,  özellikle patika kıvrımlarında tepeye varmış olan  ultracıları görmek parkurun uzunluğunu ve dikliğini daha da çok gözler önüne serdiği için biraz moral bozucu olabiliyor.

Hava sıcak ve kuru, geçen senelerde yağmur, soğuk ve olumsuz hava nedeniyle iptal edilen yarışlar olduğu aklıma geliyor, bu durumda sıcak havanın olumlu mu yoksa olumsuz mu olacağını henüz kestiremiyorum ancak dağda her türlü hava şartına hazır olmak gerektiğinden sırtımdaki 6 kg’lık çantamın yeterli olacağını umuyorum. Dün akşam Chamonix’de yediğim makarnanın sosu nedeniyle sabah midemin altüst olmasının da sorun olmamasını ve ilerleyen saatlerde geçmiş olmasını umut ediyorum.

15 km’de yer alan Refuge Bertone (1922 mt) ilk kontrol noktası (cp) ;  bu cp’ye vardığımda sıcağa rağmen kendimi çok iyi hissediyordum fazlaca oyalanmadan sadece su enerji içeceği, bir iki küçük fıstıklı krokan atıştırdıktan sonra yola koyuldum. Amacım ana ikmal noktası olan Arnuva’ya kadar çok fazla dinlenmeden devam etmekti. Bu sırada ilk 1.500 metrelik tırmanış tamamlanmıştı. İkinci çıkışa doğru ilerlerken, Mont Blanc’ın muhteşem buzul manzarasına paralel seyreden patikaya dağdan süzülerek gelen buz gibi sulardan geçerken kendime göre oldukça hızlı bir tempoda ilerlemekteydim. Bu noktada henüz sıcaktan etkilenmeye başlamamıştım. Bir süre daha kendime göre  koşulabilecek eğimdeki tüm zeminlerde koşarak ilerledikten sonra yeniden dik tırmanış başladığında öğle sıcağı da iyice bastırmıştı. Hem sıcağın hem de tırmanışın etkisiyle artık yolda dinlenmeye ve parkurun gerçek zorluğunu idrak etmeye başlamıştım.

mtb3 utmb

Hangi yarış olursa olsun evinizde oturduğunuz yerden grafikleri incelerken ne kadar iyi incelerseniz inceleyin hatta ne kadar zor yarışlarda koşmuş olursanız olun, o yarışın kendine özgü ve gerçek zorluğunu parkurun tozunu yutmadan hissetmek mümkün olmuyor. Grafikte minik bir ayrıntı olarak görünen o küçücük eğri, yarışta sizin en çok zorlandığınız yer olabiliyor.

2. dinlenme ve kontrol noktası Refuge Bonatti (2015 mt)’ye buz gibi su kaynağının yanındaki duvar dibinde oturarak Fransızların mucize içeceği sıcak çorba “boillon” içerek yine fazla oyalanmadan hemen yoluma devam ediyorum. Bu noktadan sonra yokuşta oldukça zorlanıyorum ancak herşeye rağmen yola devam edince tırmanışın sonunda 3. kontrol noktası Arnuva’ya da az kalmış ve önümde koşabileceğim bir iniş belirmişti. O anda  aniden  yorgunluğum yerini tekrar canlanmaya bıraktı ve yaklaşık 10 km boyunca yolda sayısını hatırlamadığım kadar ultracıyı geçerek hızla kontrol noktasına yaklaştım. Dinlenme çadırına 3 km kala ikmal noktasını aşağıda görmeye başlamama rapmen, iniş birden dikleşince hızlı koştuğum için hırpalandığımı hissediyorum. 27. km ‘deki Arnuva’ya ulaştığımda hızlı koşmamın bedelini ödeyeceğimi hiç düşünmemiştim. Canım hiçbirşey yemek ya da içmek istemiyor, midem bulanıyor. Hararet nedeniyle tek istediğim serin bir yerde sırt üstü yatıp dinlenmek. Gerçekten de bir çorba içtikten sonra sırt üstü yatacak bir yer ararken kendime sormadan edemiyorum. Acaba bu uzun yolu bitirebilecek miyim? Bir türlü tekrar yol koyulacak gücü kendimde bulamıyorum ve daha fazla dinlenmeye karar veriyorum. Çadır çıkışında serin bir kaya üstü bulunca kendimi oraya sırtüstü bırakıyorum. Bir şekilde kendimi tekrar önümde dikilen Grand Col Ferret’e tırmanmak üzere cesaret topladığımda dinlenme noktasında 1 saate yakın zaman geçirmiş olduğumu farkediyorum.

Profil-CCC-2015

Yola tekrar çıktığımda kendimi motive etmeye çalışsam da kafamda bir sürü tilkinin dolaşmasına  engel olamıyorum. Bu yarışa yeteri kadar hazırlanmış mıydım? Bunca dik ve zor dağ tırmanışı içeren CCC için, sadece Kaçkar trail maratonu yeterli bir antrenman sayılırmıydı? Manzarasına hayran olduğum bu güzel dağda koşabilmek için gerektiği kadar hazırlık yapmayarak onu küçümsemiş miydim?  Bu maraton bu kadar zor olmak zorunda mıydı? Tam 6 kez 1.000 metrelik tırmanışlar içermesi şart mıydı? Hatta ne işim vardı benim burda….

mtb3 utmb

Grand Col Ferret’e girdiğimde yine aynı hararet sonucu bir şey yemek istemeyince 2 kase çorba içtikten sonra enerji alabilmek için kola içmeye başladım. Son yıllarda  kola içmiyor olmama rağmen içindeki şeker miktarı bu kadar yoğun olan ve o an çok gerekli olan enerjiyi birkaç dakika içinde sağlayabilecek başka bir içecek daha nadir bulunur sanırım. 3-4 bardak kola birden kendimi daha iyi hissetmeme yol açtı ama yine de bir süre de burada dinlenmeye karar verdim. Burada da yaklaşık 1 saat zaman geçirmişim. İlk noktalarda yeterince hızlı olduğum için zaman sıkıntısı çekmediğim halde bundan sonra zaman limiti içinde kalmam için acele etmem gerekmeye başlamıştı. Artık tek hedefim sadece zaman limiti içinde bu yarışı bitirebilmekti. Hava yavaş yavaş kararıyor ama sıcağın etkisi azalmıyordu.

Hava karardığında kafa lambamı takıp koşmaya devam ettim, hafif ve tatlı eğimli yolda rahat bir tempoda koşuyordum. Koşarken kendimi çok daha rahat hissetmeme rağmen nedense dinlenme noktalarına girdiğimde kendimi çok kötü hissediyordum, yarıştan sonra düşündüğümde, bunun nedeninin büyük tente ile kapatılmış alanın içine birikmiş sıcak ve oksijeni az havadan kaynaklanmış olabileceğini ve aslında çadır içinde çok oyalanmayıp hızlıca bişeyler atıştırıp yola hemen devam etmenin çok daha doğru hareket olabileceğini anlıyorum. Çünkü koşarken ve hareket halindeyken  kendimi çok daha iyi hissediyorum.

Akşam ve  gece boyunca her cp’den sonra bir tırmanış gerçekleştirmek tırmanıştan sonra bir süre koşarak cp oktasına varmak ve ardından artık alıştığım “boillon” ve 3-4 bardak ta kola içtikten sonra hadi Haluk “keep going” yola devam diyerek kendimi her defasında yeniden bir maceraya bırakmak benim için bir CCC klasiği haline geliyor.

Gece Fransız’ların hazırladığı ufak masalarda içkiler, tuzlu ve tatlı yiyecekler görüyorum. Kendi kendime diyorum ki; hadi biz bir maceradayız bu dağ maratonuna katılmak için kimilerimiz neredeyse 2 senedir hazırlık yapıyor, pek çoğumuzun hayallerini süslüyor ama bu insanların sabahlara kadar dağlarda koşan yarışçılara destek olabilmek için içtenlikle gece gündüz demeden çaba harcaması nasıl bir spor sevgisidir? Tabii bu hayran olunacak ve takdir ettiğim inanılmaz destek zaten benim için dağcılık ve koşudaki güzellikleri aynı anda  hissetmeme yol açan bu düşsel yarışa tüm yorgunluklarımı unutturan bir fark ve duygusal anlamlar katıyor.

mtb 5 utmb

CCC’ye iyi bir hazırlık yapmayı istemiş olmama rağmen son sene sağ dizimde kıkırdak zedelenmesi sorunu nedeniyle antrenmanlara özellikle uzun patika koşularına yaklaşık 1.5 senedir ara verdiğimden sadece 2 aylık bir hazırlıkla bu maratona katılabiliyorum. Yine de bu zorlu ultra maratonu bitirebilmek için gereken azim ve mücadele gücüne sahip olduğumu düşünüyorsam da yeterli antrenmana sahip olmadan katılmış olmam, ürkütüyordu başta. Tüm bu aksiliklere rağmen mantıklı düşündüğümde vazgeçmem gerektiği halde  katılmaktan vazgeçmemiştim. Bunun iyi mi kötü mü bir karar olduğunu yarıştan sonra anlayacaktım.

Ultra maratoncular uzun ve zorlu parkurlarda genellikle kendileriyle mücadele halinde olduklarından kimseyle konuşmadan önlerinde uzanan patikaya yoğunlaşmış biçimde  başka bişey için ekstra enerji harcamaksızın  sessizce işlerine koyuluyorlar.

Gece dolunay var, Aydede, belli ki bize eşlik etmek istiyor, yüzlerce kafa lambası ile ışıl ışıl döşenmiş patikada sessizce hareket eden maceramıza ortak oluyor. Dolunay, ortama romantik bir hava yansıtırken, otlar arasında bir çizgi gibi uzanan patikada sürteal ve pastoral bir gece tablosunun içinde ilerlediğim hissine kapılıyorum.  Mont Blanc bana Hollandalı ressam Van Gogh’un meşhur yıldızlı gece “Starry Night” tablosunu anımsatıyor.

Starry night Van Gogh

Saat 3’te havanın biraz olsun soğumasını umut ediyorum ama serinlemiyor bile. Yarışın en başında giydiğim kalf çoraplarımı ve hatta tozluklarımı bile çıkarmaya karar veriyorum. Çok çook sıcak. Bir ara nabzımın 191’e kadar çıktığını farkediyorum oysa max nabzımı 171’den daha fazla görmemiştim bugüne dek.

Sabaha doğru Vallorcine’deyim. Önümde hala 18 k var. Bu istasyonda artık daha önceki istasyonlardaki gibi ne yesem ne yesem diye etrafıma şaşkın şaşkın bakınmadan otomatikman “boillon” ve kola ikilisi ile bir miktar enerji alıp “keep going” şarkısını kendi kendime söyleyerek son 950 metreyi tırmanmak üzere bir kez daha yollara düşüyorum.

Dik tırmanıştan etkilenen pekçok kişi yeniden yükselmeye başlayan güneşin ve biriken yorgunluğun  etkisiyle sık molalar vermeye başlıyor. Ben mümkün olduğu kadar sabit bir tempoda ilerlememi sürdürüyor ve bir yandan da bu tırmanışın en kısa zamanda bitmesi için dua ediyorum. Fakat bu yokuş öylesine dik ki, durup dinlenmeden çıkabilen kimse görmedim. Tam artık tırmanış bitti artık diye düşündüğüm anda  arkada uzanan bir tepe daha ortaya çıkıyor. Cut-off time’ın bitmesine az kaldığından bu durum artık sinir bozucu olmaya ve yarışı zamanında bitirememe stresine yol açmaya başlıyor.

Aklıma ayaklarım parçalandığı halde bırakmayıp bitirdiğim ultramaratonlar geliyor, hadi diyorum,  bugüne kadar hiçbir yarışı bırakmadın, unutma dünyada bitmeyecek yol, çıkılamayacak dağ, aşılamayacak engel yok hadi…

Sıcak iyice bastırıyor. Yol uzadıkça uzuyor bu arada hala birilerini geçmeye çalışan insanlar görünce saatime bakıp gülüyorum. Hadi köşeye kadar biraz daha sık dişini Haluk, az kaldı.

Finişten önceki son cp’ye kan ter içinde ulaştığımda ise görevlilerin gülümseyen ve şefkatli bakışlarını artık yarışı zamanında bitirebileceğim yönünde yorumlamak istiyorum. Son kolamı da içip  hemen kendimi atıyorum yola.

Yarışın bitimine 9 km kala  herşeyin insanın beyninde şekillendiğini, asıl önemli işin fiziksel hazırlık kadar mental hazırlık olduğunu, birden bire yeniden canlanışım açık bir şekilde gösteriyor. Oysa daha yarışın yarısın gelmeden neler neler düşünmüş, neredeyse yarışı bitiremeyeceğimi sanmıştım.

Hayatta herşey sizin onu nasıl algıladığınıza ve yorumlayış biçiminize göre değişiyor, eğer hedefinize giden yolda karşınıza çıkan engelleri pozitif yorumlamaktan asla vazgeçmez, sabrınızı ve kendinize olan güveninizi yüksek tutarsanız o zaman engeller birer birer aşılıyor ve her aşama kendi iç değerinizi artıran mutlak deneyimler sağlıyor.

Son km’ye girdim artık uçar gibi koşuyorum yarışın sonlarına doğru kendime ödül olması için hayal ettiğim dondurmama kavuşmama dakikalar kaldı. Başta, bitirip bitiremeyeceğimi dizimin bunca yüksek tırmanışa izin verip vermeyeceğini bilemediğim bu muhteşem macerada cevabın ne olduğunu arrtık biliyorum.

chamonix utmb

Bitiş çizgisine yaklaşırken alkışlar ve ismimle yapılan tezahürat tüm acılarımı unutturuyor, spiker Türkiyeeee, Halluuuk isimlerini bastıra bastıra söylerken alkışlar daha da artıyor ve ben bir kez daha mutluluk ve gururla dolu finişe giriyorum…

UTMB sonucu

finiş of utmb

101 km’lik yol ve 6.100 metrelik çıkış içeren 1.900 kişinin katıldığı yarış sona erdiğinde “addict” olduğum adrenalinin sarhoşluğundan çok, edindiğim yerli yabancı bir çok arkadaşlıklarım ve muhteşem bir maceranın anılarıyla uçarcasına dondurmacıya doğru yürüyorum.

Mont Blanc

Dağ:Mont Blanc

Ülke: İtalya-isviçre-Fransa

Şehir: Cormayeur-Champex-Chamonix

Mesafe: 101 km

Aktivite: Trail ULTRAMARATON


Dünyanın belkide en prestijli ve çekici ultra trail koşularından biri olan UTMB-“Ultra Trail du Mont Blanc” a katılıyorum.

Mont Blanc’ın etrafında 101 km’de toplam 6000 metre tırmanış içeren CCC ultra patika parkurunda yarışmaya hak kazandım.

Tarih: 28 Ağustos 2015 cumartesi saat 09:00

Bib No:5440

Katılımcı Sayısı: 1900

http://youtu.be/wOjgk59yrHQ



Nasıl katıldım: Daha önce  katıldığım ultramaratonlardan aldığım 8 puan sayesinde girdiğim kura sonucunda yarışa katılmaya hak kazandım ve bu muhteşem organizasyonda koşma fırsatını yakalamış oldum.

Yarış Hedefim: 26,5 saatlik zaman limiti olan inişli çıkışlı sert parkuru 20 saatin altında bitirmek.

Amacım: ODTÜ’de ihtiyacı olan öğrenciler yararına çalışan  ODTÜ BURS FONU’na bağış toplayarak destek olmak.

Sizlerden istediğim: ODTÜ Burs Fonu’na içinizden gelen miktarlarda yapacağınız bağışlarla geleceğin ODTÜ mezunları için ve tabii kendiniz için bir iyilik yapabilirsiniz. Değerli katkınız damlaya damlaya birikerek büyük miktarlara ulaşabilir.

Birkaç dakikanızı ayırarak aşağıdaki link aracılığı ile bağışlarınızla siz de desteğinizi gösterin.

BAĞIŞLARINIZ İÇİN BU LİNKİ TIKLAYIN


Haluk Akalın

Kaçkar Ultra Trail Marathon-27 June 2015

kackar x

Kaçkar1

Kaçkar4

Kackar mountains located in northern part of Turkey can be named as Turkish Alps. The mountain and the region is so beautiful in all seasons it attracts nature lovers.
3 years ago I climbed the summit of the mountain which is 3.500 meters high and enjoyed a lot. This time I’m again on the roads to climb up and run in this marvellous nature for 45 km in first edition of Kackar Trail Ultra Marathon.

KUT3
When Jeroen Geldrop was reminded me the importance of getting adapted to the weather and height, I decided to go 3 days earlier and applied to be a volunteer so that I could be aclimatized to the altitude. Altough highest point of trail is 2.150 meters is so likelihood of being mountain sick is low, it is necessary for those of us living in sea level to be adapted.
I flyed with Turkish Airlines to the coastal city of Trabzon at 23rd of july and reached city Rize in the middle of the night then I had to stay in Green Hotel Ayder which was a very bad accomodation experience I  had.
After a sleepless night I got up early in the morning and left the hotel as soon as possible and tried to go to Ayder town where ultra trail meeting point is.

kut5

First day in the region:
Now at last I’m in a green paradise, after settling in very small but sweet room having a great river and forest scenery, I went to thermal bath to have a rest. After relaxing and feel healty again I ate whole day beautiful foods such as muhlama a kind of delicious omlett, dolma made of different green graves and tasty meatballs with delicious souces I had a very beautiful sleep.

kUT2

Second day:
I got up early again but this time felt very healty, got enough sleep full of fresh air in my lungs.

Then after breakfast one of my friends of race organizers called me to take some pictures while ı was running in trails for a TV programme. I accepted so that I could see the parcour before race and train as well.

Race day:
We all got up at 3:30 and be ready to go start point. Air was foggy and wet.
I was experienced with such morning runs so I enjojed those moments with other participants At 7:00 o’clock race started in the beginning I decided to walk in the first few kilometers of trail since I had to keep my energy for the next part of the trail. But after a while surprisingly I started to move faster and I ran up some part of the hilly trail. Since I was motivated enough by the beauty of the mountains again.

kut6

At the 15th kilometer, climbing was over I didn’t wait in the check point where ı took only a lime of lemon and a few salt. I said myself my marathon has just started. There was lying a 30 km trail down in front of me.  I prefer to run down instead of up since I’m more powerful in that.
There my pace was 4.30 of stg. After 2 km running in such a way suddenly ı saw 4 calves running near me. They were so cute they gave a kind of natural energy and happiness to me so I considered them as my pacemakers and run with them along the way.
Mountain was still foggy and weather was cool offering a very good condition to run.
I passed my first 15 km in 2 hrs but now I’m flying like a lonely bird and passing over other guys on the trail. Up to the finish line ı passed over as much as 71 ultrarunners.
I ran quite easily till 35 km of the parcour with an adorable pace but after that point my knees started to give signals forcing me to slow down. So my pace settled down to 5:30’s. Thanks to downhill I’m running at an easy pace and I’m just about to finish the race. I have just 4 km to see the finish but I hear voices so nearby how could it be. Then I saw the finish line. 0,5 km away I took my finishing medal and my time was 5 hrs 14 minutes allowing my rank to be set out 31’st out of 150 participants. Soon I realized that in the mountain gps of my sport watch deviated for 4 km.

**I ran in this ultra for the charity  “The Hope Foundation for Children with Cancer” (KAÇUV)

http://kacuv.org/sayfalar/kurulus-ve-amaclar-eng.html

Haluk Akalın

Koşuyorum o halde varım…

Dizimin MR’ını çeken doktor dizini nerede parçaladın böyle diye sorduğundan bu yana neredeyse 1,5  yıl geçti. Bu zaman içinde yeni bir ülkeye, turuncu seven insanların ülkesine taşındım. Kıkırdağımı tam da bu zamanlarda zedelemiş olmamın tek faydası taşınma işlerine vakit ayırabilmem oldu. Yaz aylarını Hollanda’daki yeni evimize taşınma süreci ile geçirdim. Evime yakın bir spor kulübü bulmam 1 ayımı aldı. Sonunda TTL Triatlon Team Leidschendam adlı bir kulübe yazıldım ve düzenli yüzme, koşma fırsatı buldum. Kıkırdağımsa, ablamın eft ve reiki ile mucizevi dokunuşları ve dinlenme sonrasında şaşılacak derecede iyileşti. Kıkırdağın kendi kendini tedavi etmeyen tek doku olduğu söylenmesine rağmen insanoğlunun isteyip de yapamayacağı şeylerin  ne kadar az olduğunu bir kez daha yaşayarak anlamış oldum.

Triatlon antrenmanlarım içinde önemli yer tutan yüzme antrenmanları ile önceleri havuzda koşmaya çalışan bir adam görüntüsü veren tekniğim giderek havuzda yüzmeye çalışan bir triatlet görüntüsü vermeye başladı. Tekniğim düzeldikçe hızım da biraz olsun arttı. Daha kolay kulaç atma, doğru nefes gibi iyileştirmelerle daha rahat ve yüzmeye başladığım için yüzmeyi de koşu gibi sevmeye başladım ve tabii kışın ılık bir suda ve kapalı havuzda Hollanda’lı arkadaşlarımla birlikte yüzerek spor yapmanın dışarda tek başına soğuk bir havada koşmaktan daha keyifli olduğu da bir gerçek. Yazın ise gölde yüzmenin keyfi bambaşka. Koşma antrenmanlarının yanısıra yüzme ve bisiklet alternatif  kas gruplarını çalıştırdığı için çok faydalı sporlar fakat kondisyon için faydalı olsalar da her branş için ayrı antrenman şart. Yani ultramaratona hazırlanacaksanız bisiklet ve yüzmenin yanında mutlaka uzun koşularınıza da vakit ayırmanız gerekiyor. Bu da hayatınızın diğer alanlarında ciddi bir fedakarlık gerektiriyor.

İstanbul’da her hafta sonu Belgrad Ormanı’na ya da Kilyos sahile giderdim. Burda da Kuzey Denizi sahiline gidip Dunes adı verilen yapay kumsal tepelerde ve plajda koşuyorum. Kilyos’u hiç aratmadı dunes, hiç yabancılık hissettirmedi cidden. Kumsal aynı renk, deniz aynı renk martılar bile aynı şarkıyı mırıldanıyolar. Deniz yıldızları hep karaya vuruyor burada da ben de inatla denize geri atıyorum, ama bunun için farketti diyen öyküdeki çocuk gibi…Tek fark burada koştuğum en uzun mesafe 17 km oldu.

2014 Ekim ayında Amsterdam Maratonu’nu 4 saat 10 dk’da 2015 Mayıs ayında da Leiden maratonunu 4 saat 20 dakikada bitirdim işte bu iki maratonda da uzun koşu antrenmanı yapmamanın sonuçlarını görmüş oldum. 2011 yılında koştuğum ilk maratonumdan yaklaşık yarım saat daha yavaş.

amsterdam1
Amsterdam Maratonu 2014 Start Öncesi
amsterdam 2
Amsterdam Maratonu 2014 Start öncesi

Böylece zaman hızla geçti ve tam 1 yıl oldu buraya geleli. 2 kez İstanbul’a gittim. Rastlantı eseri 28 Haziran’da Hollanda’ya taşınmamın yıldönümünde Kaçkar Dağlarında ultra maraton koştum. 2011’de trekking yaptığım Kaçkar Dağları’nda bu kez toplam 45 km’lik parkurun 20 km’si boyunca 1700 metre tırmandım, kalan 30 km’de yokuş aşağı koştum. Aslında hoplaya zıplaya dağların tadını çıkardım ve üstüne üstlük yarışı 31. sırada 5 saat 14 dakikada bitirdim. Kaçkar yarış raporumu ayrıca yayınlayacağım.

28 Ağustos 2015’de İtalya’nın Cormayeur kasabasında başlayacak İsviçre’nin Champex kasabasından geçerek  Mont Blanc Dağı etrafında koşulduktan sonra Fransa’nın Chamonix kasabasında sona erecek olan 6.000 metre tırmanış içeren 101 km uzunluğundaki ultra trail maratonuna katılacağım.

Profil-CCC-2015

Daha önce de Türkiye’de zorlu ultra maratonlara katılıp bitirmeyi başarmıştım. Hepsi birer macera olan bu yarışlar insana kendisi ile ilgili çok şey öğretiyor sabır, azim ve planlama konusunda ciddi beceriler kazanmanızı sağlıyorlar. Bu yarışın ardından Hollanda’da düzenlenmekte olan dünya şampiyonasının bir ayağı olan Winschoten 100 km yarışına da kaydolmadan edemedim. CCC ultra maratonunun sadece 15 gün sonrasında 12 saatlik zaman dilimi olan bu ultra maratonu bitirip bitiremeyeceğimi yerinde test etmiş olacağım. Şimdiye kadar hiçbir yarışı bırakmak zorunda kalmadım ya da zorlandım diye bırakmadım. Umarım bu prensibimi devam ettirmeyi başarırım.

Bunların üstüne de 12 Ekim’de Amsterdam Maratonu’nu koşacağım. Bakalım ya PB (Personal Best-En iyi Derece) ya da hepten sıfırı tüketme bakalım göreceğiz.

Neden dağlarda veya arazide ya da şehirde  yürümek değil de koşmak bana daha çok mutluluk veriyor diye çok düşündüm, cevabım şu: insan koşarken ciğerlerini, kaslarını ve kalbini kısacası tüm vücudunu maksimum düzeyde kullanıyor ve bu full kullanım sırasında hareket halindeyken çalışmakta olan vücudu hissetmek kişiyi güçlü ve aynı zamanda da mutlu hissettiriyor. Olabildiğince hızlı olabilmek, nefes alıp verirken, kalbin daha hızlı atarken, terlerken ve rüzgar vücudunda dolaşırken hissettiğin her şey sana hala uyanık olduğunu yaşadığını ve yaşamdan tat aldığını hatırlatıyor. Çok güzel bir yemek yerken,  biraraya getirilen yiyeceklerin ortaya çıkardığı farklı ama özgün tat, harika bir film izlerken ya da bir kitap okurken yazarın özenle seçerek ortaya koyduğu kelimelerin beynimizde yarattığı düşünce ve imgelerden aldığımız tat, hepsi yaşamın anlarından aldığımız tatlardan birkaçı elbette.

Fakat koşmayı diğer her şeyden ayıran o özel ve çok farklı şey ne? Sanırım, kasların, kemiklerin, tüm organlarımızın, hormonlarımızın hatta hislerimizin yani kısacası  tüm vücudumuzun ortaklaşa bir uyum içinde ve belli bir hedef doğrultusunda çalışması, beynimizin kaptanlığını yaptığı bu macerada kendi içimizdeki bu harika ekibin mükemmel organizasyonunu tadıyor olmanın verdiği mutluluk, vücudumuzun efendisi olmak, genelde hayat dediğimiz frekanslar zinciri içinde şartların kölesi olan vücudumuza  ve kendimize cesurca ve özgürce kullanabildiği çok özel bir alan yaratmak. İşte koşmak bu.

Koşuyorum o halde varım…