38. BMW Berlin Maratonu

Berlin maratonunu aylar öncesinden kafama koymuş ve yıllık programıma almıştım. Geçen sene katılan arkadaşlarımın hepsi çok güzel olduğunu söylemişlerdi. Ben de ilk maratonumu Berlin’de koşmaya karar verdim ve 8 ay öncesinden otel rezervasyonu ile Maraton başvurumu hallettim. Kaldığımız otel temiz ve iyi bir oteldi özellikle kahvaltısı süperdi.

Berlin’e 4 ay kala kendime uygun bir program buldum ve elimden geldiğince uygulamaya çalıştım. İlk zamanlar çoğunlukla uyamadım ve programdaki mesafenin yarısı kadar koştuğum haftalar oldu. Bazı haftalar dalışa gittiğim için hiç koşamadım. Hele, zirve performans göstermem gereken yarışa 3 hafta kala bayrama denk geldiği için 8 gün hiç koşmadım. Ama sonrasında kaldığım yerden devam ettim.

Son haftalarda hayretle programdaki süreleri tutturmaya başladığımı görerek aynı zamanda güçlendiğimi de hissetmeye başlamıştım.

Vize konusunu ise. 2. Başvurumda eksiksiz hatta mükemmel derecede evrak hazırlayarak almayı başardım. Böylece, Berlin yolunda bir engeli daha aşmış oldum.

Geriye son hazırlıkları yapmak ve gidip koşmak kalmıştı.

Berlin’de Güngör ile aynı otelde kaldık, bu bizim için ekonomik olduğu kadar birbirimize destek olmamız açısından da çok iyi oldu. Yarış öncesi hazırlık koşularını birlikte yaptık, yarıştan önce yiyeceklerimizi, hatta kaçta kalkıp ne yiyeceğimizi bile birlikte belirledik. Ben özellikle Güngör’ün geçmiş maraton tecrübesinden faydalanarak 3 saat öncesinden sadece mısır gevreği atıştırdım. Yarışta bütün su istasyonlarından (hemen hemen her 5 k’de) 2 bardak su aldım Birini içtim diğerini kafama döktüm.

Berlin’e gitmeden 1-2 gün önce başlayan heyecanım yarışı bitirene kadar hiç eksik olmadı. Bu heyecan ki anlatılmaz yaşanır cinsten heyecan, muhteşem motive edici yarış organizasyonu ile birleşince koşuda 50 dakikalar sanki 5 dakika gibi geldi bana. Koşuda zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.

İlk 25 k boyunca 3:45 pacemaker’ıma takıldım. Dibinden ayrılmamaya çalıştım. Böyle uzun bir koşuda pacemaker benim için çok özel bir dost haline geliverdi. 5.12 gibi bir pace ile başladığım yarışın 15 k dan sonrasında 5.05’le koşmaya başladım daha da hızlanabilecek durumda hissediyordum kendimi ama önümdeki km’leri düşünerek bu güdümü frenledim. Yine de pacemaker’ımı daha rahat takip edebilmek ve kaybetmemek için biraz önünde koşmaya başladım. Önümdeki insan seli zaman zaman arkalarda kalmama neden oluyordu. Yarış boyunca bu kendime yer açma mücadelesi sürdü maalesef…

Yarış tarihi aynı zamanda kızımın doğum günüydü. Bu yarışa katılıp katılmamayı çok düşünmüştüm, şimdiye kadar kızımın doğum gününü hiç kaçırmamıştım ama sonunda yarış sonucunu kızıma hediye etme fikri ağır basmış ve yarışa kaydolmuştum. İşte şimdi onun için koşuyordum. Bir de koşu boyunca kendime belki bir daha gelip böyle güzel bir organizasyonda koşamayabilirsin Haluk, durma koş diyordum.

30 k civarında su ve jel alma mücadelesinde ise pace maker’im arkadan geliyo zannederken kaçırmış olduğumu farkettim , onu görmeme rağmen hızlanmak istediysem de yetişmem mümkün olmadı, kendi pace’imle koşuma devam ettim.

İşte 32: İstanbul’da koştuğum en uzun mesafe… Bundan sonrasında kişisel başarı haneme yazılmaya başlayacak olan mesafeler gelmeye başladı ilk hedefim olan 35’i geçince 39’a kadar bir yavaşlama ve zorlanma oldu bacaklarımda ama 39’dan sonra psikoloji benden yana çalışmaya başladı ve son 2-3 k tempomu korumayı başardım. Artık yeniden kendimi güçlü hissederek, keyif alarak koşuyordum. Son 400-500 metrelerde de yavaşlamadım hızımı artırarak depar atmaya çalıştım ve Brandenburg kapısına gelirken her adımda 30-40 kişi sağımda solumda bulunuyordu ben de pek çok kişiyi geçtim o sırada.

Yarışın her anında sürekli bir enerji hissedilmesine neden olan insan seli ve tezahüratlar, bandolar koşucuların içinde bulunan doğal refleksleri sürekli uyardığı için hiç durmadan ve hızla koşmasını sağlıyor.

Bununla birlikte, diğer koşuculara yapılan sıkı tezahürat koşuda zaman zaman kendimi bu açıdan yalnız hissetmeme yol açtıysa da yolda bana coşku veren özel rock vesaire gruplarına bol bol selam gönderdim. Yol buyu çocukların ellerini değdirerek selamlaşma istekleri görmeye değerdi.

Bu yarışın başlarında gözlerim hep Adım Adım’dan arkadaşlarımı aradı. O kadar alışmışım ki tüm yarışlarda bizden birilerini görmeye, hep gözümün önünde arkadaşlarım vardı. Sanki birisini görüverecekmişim gibi geldi. Aynı his koşuda da zaman zaman belirdi, sürekli gözlerim tanıdık aradı. Yarışta İstanbul Master’lerinden Mehmet Özpağda, Fedai Kürtül ve Yüksel Kaşıtoğlu’da vardı. Yüksel 3:12, Fedai de 3: 40 koşmuşlar.

Yol boyu tezahüratta bulunmaya gelen bir tek Türk görmedim.

Veee finişe girdim. Yazılanların aksine mücadele içinde geçen koşunun ardından finişe mutlu girdiğimi anımsamıyorum. Tabelada 3:57 ‘yi okudum.Ayaklarım yavaş yavaş ağrımaya başladı. Kendimi çimenlere attım ve meşhur “alcohol frei Erdinger” birasını yudumladım. Biraz güneşlenip kendime geldikten sonra Uhrkunde’mi yani sertifikamı alınca resmi derecemi gördüm..

3:48:24

İlk maraton için fena sayılmaz…

Sevgilerimle,

Haluk Akalın

Reklamlar

38. BMW Berlin Maratonu” üzerine 2 yorum

  1. Brother Lui….. buraya kazara ulasmasam, hic haber vermeyeceksin ya da sen duyurdun da ben ayakta uyuyorum. Farkettim ki, yasananlar yazilip, tekrar tekrar okununca, o gunki keyf katlanarak artiyor.

    1. snowtracker

      Evet Brother ben de senin 2 teker’i öyle farkettim ve aynen bi de senin gözünden okumak çok keyifliydi. Bağlantılarıma aldım senin blogunu tebrik ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s