Likya Yolu Ultra Maratonu-2012

ÇOCUKLAR YAŞASIN DİYE
Haluk Akalın-Kendi Adınız ve soyadınız-KAÇUV açıklamasıyla bağış yapabilirsiniz.

KAÇUV’A KOLAY BAĞIŞ İÇİN:

http://kacuv.org.31-207-80-66.fildns.com/sayfa/bireysel-form.asp

 Likyayolu ULTRA Maratonu

Bu sene 1 yıl öncesinden Berlin Maratonu’na kayıt olup külli de bir uçak parasını ödemiştim. Ancak, 2012 evdeki hesabın çarşıya uymadığı bir yıl oldu benim için, önce babamın akciğer kanseri olduğunu öğrendim, ardından işten ayrıldım. Babam hasta iken yurtdışına gitmek istemediğim için LYUM’a katılmaya karar verdim. Bilet ve kayıt paralarını yaktım. Pek çok malzemeyi sıfırdan alıp bir sürü masraf yaptım. Yarışın başlamasına çok az kala babamı 13 Eylül 2012’de kaybettim.

24 Eylül’de başlayacak olan yarışa babamın anısını yaşatmak için katılmaya ve bu yarışta KAÇUV-Kanserli Çocuklara Umut Vakfı yararına koşmaya karar verdim.  Şu anda bu takıma dahil olduğum ve yarışa katılma amaçlarımı gerçekleştirdiğim için çok mutlu olduğumu söyleyebilirim. Kendi adıma çok şeyler öğrendim. Klasik maraton koşusundan çok çok farklı şeyler. 7 günü dolu dolu ve doyasıya yaşadım. Gönüllülerin gönülden desteği, Taner Bey’in bir komutan gibi yakın ilgisi, küçük askerler gibi verilen görevleri sonuna kadar yerine getirme azmini gösteren tüm kahraman koşucularla yarışırken, aynı zamanda onlarla kardeş kadar yakın olma, pekçok dost edinme, eşsiz bir doğada kendinle hesaplaşma, sınırlarını zorlama, onları daha da genişletme, başarma ve kendini aşma…Organizasyonda kendimi destan yazan bir kahraman gibi hissettim. Bunda kadim Likya Uygarlığı’nın payı kadar organizasyon ekibinin  özverili ve gerçek birer yönetmen gibi kurguladığı detayların payı oldukça fazla.

Parkurun her etabı farklı özellik taşıyor. Her gün birbirinden farklı zorluklar, eşsiz güzelllikler yaşadık . Her gün kıl çadırlar kuruldu ,toplandı, bir sonraki kamp alanına taşındı..7 gün boyunca ordan oraya taşındık ve en küçük bir aksaklık olmadı.

Etkileyici tarihi dokusu ve büyüleyici doğal güzelliğiyle Tarihi Likya Yolu Ultra Maratonu, Ölüdeniz’den başladı, ilk etap Sdyma’da bitti. Sonraki günlerde Sdyma-Kalkan, Kaş-Symena Antik Kenti, Symena Antik Kenti-Andreake Antik Kenti, Demre-Andrasan ve son gün de Çıralı-Phaselis Antik Kenti etapları koşuldu.

 

1. GÜN

İlk gün Fethiye-Ölüdeniz’den başladık yola. Taptaze bir solukla ama sırtımda 10 kglık çantamla koşuya başladıktan 20 adım sonra çantamı rahat taşımamı sağlayan göğüs kayışının tutucusu koptu. Dakka 1 gol 1… Hemen durup geri dönüp kopan parçayı aradım ama bulamadım bu arada oldukça zaman kaybettim, bir süre sonra parçanın düşmeyip diğer klipse takılı kaldığını anladım, en azından sonra takabileceğim için mutlu oldum ama ilk kontrol noktasına kadar 13 km’yi mataralar sallanarak ve çanta bir sağa bir sola hareket ederken koşmak zorunda kaldım. Koşuyu çok bozan bu durum 2. kontol noktasına gelene kadar devam etti. Kontrol noktasında da bir süre klipsin takılması ile zaman kaybettim ama ekip bu parçayı takmayı başardı.. 2-3 km sonra biraz sıkıştırmak isteyince hoop gene kopmaz mı? Artık o gün 10 kg’lık çantayı zıp zıp taşımak zorunda kaldım ama sırtım da bitti ben de bittim. İlk maratonda tabii bazı aksilikler ve tecrübesizlikleri yaşamamak olmazdı. Buna ilave olarak malzemelerden bir kısmı olan ilk GPS kullanımı, ilk ayakkabı deneme ve ilk çanta gibi yenilikler eklenince ilk gün benim için bir hayli uğraştırıcı oldu. Hele bir de şimdi olsa yapmam dediğim birşey var ki o da 15. km’de yaklaşık 1 km’lik ve sanırım en azından 200 metre yükseklik içeren hayli yorucu bir patikayı çıktığım sırada program kağıdını düşürdüğümü farkedip onca yolu geri dönmek oldu. Ve o tırmanışı 2 kez yapmış oldum. Şimdi olsa asla bunu yapmazdım ama o sırada programa ya ihtiyacım olursa diye düşünerek geri döndüm. 2 kontrol noktasından sonra yaklaşık 8 km’lik yokuş aşağı bir asfalt yolu koşarak bitirdim, ardından tarihi Likya yolu ve en son da 3,5 km’lik rampa asfaltı bitirerek yeni kamp yerimiz olan Sdyma’ya ulaştım. Şimdilik fena değilim. Aksilikler olmasa daha iyi koşabilirdim, ama buna da şükür. Gerisi artık yarına… Şimdi yemekleri ye ve uyu…Çadırımızda Kemal Özdemir (Koşan Adam), Adım adımdan Alper Dalkılıç, Elena Polyakova, Yonca Tokbaş, ayrıca Alim Küçükpehlivan ve Noyan Kıran var. 7 kişi bu çadırda ilk andan itibaren uyuma yerlerimiz hep aynıydı. Başından beri tam bir ekip havası ve deneyimli ultracıların sükuneti ve güzel sohbetleri vardı çadırda. Ben ilk günden itibaren çantamı hafifletme çabalarımı sürdürerek sürekli bişeyler çıkarttım çantamdan. Tecrübesizlik insana gereksiz bir sürü şey aldırıyor.

2. GÜN

Bu etap,  Sdyma-Kalkan arasında koşuldu. İlk günün yorgunluğu gitmiş kendimi çok iyi hissediyordum. Dik yokuşlu rampalardan ve kayalardan hızlı ve çevik adımlarla ama sürekli koşarak Letoon’a kadar geldim. Burada Alper ile karşılaştım ondan sonrasını diğer günlere biraz daha enerji bırakmak üzere yürüyerek gitmeye karar verdik ve öyle de yaptık ama ben yine de ilk yarıdaki iyi koşum sayesinde bu etapta pek çok kişiyi geride bıraktım. Patara kumsalını geçip tekrar dağlara verdik kendimizi, Alper’in 10 km kala bir ağacın dibinde biraz dinlenme önerisi üzerine çantaları yere koyup sırtımı bir ağaca vermek üzereydim ki dost bir bal arısı sol kol altımdan bana hayatın  o kadar da kolay olmadığını hatırlatmak istedi. Şişen kol altıma mı yanayım. Dinlenemediğime mi bilmiyorum ama oradan nasıl gazladığımı hatırlamıyorum bile. Sonunda 2. gün de bitti. Yorgunluk var ama bitirmiş olmak daha güzel. Bu akşam “Hayat Gezince Güzel” programının sunucusu Fatih Bey bizimle çadırımızda ropörtaj yaptı.

3. GÜN

Bu gün sabah ayakabımı zor giydiğimi farkettim. Şişmiş bir ayakla karşı karşıyayım. Olsun koşucaz başka yolu yok.  Bu etaba da ya Allah bismillah nidalarıyla başlıyorum. 🙂 Bu sefer hızlı koşamıyorum çünkü o kadar dik ve kayalık bir alanda gidiyorum ki koşmak zaten imkansız. Ama yine de acele ediyorum fakat bu etabın ilk kontrol noktası bir türlü gelmek bilmiyor. Bu etapta Güney Afrika’lı Kim, Mark ve bizim Berk ile karşılaşıyorum,  bir süre onlarla ilerliyoruz daha sonra ilk konrtrol noktasının saat 13:00’de sona erdiğini söyleyen birisi ile birlikte Berk gaza basıyor arkasından da Kim ve Mark, ben uzun gün koşusuna saklamak istediğim için bu koşularda power bar vesaire yemedim. Neredeyse aç aç koştum sabahları durumuma göre sabahları 1 veya 2 enerji jeli yedim o sıcakta bol bol da su içtim ama bir yandan da yine ilk kez denediğim GU elektrolit içerken bir tatlı bir tuzlu yemek ve habire su içmek midemi bulandırdığı için o gün 2. jelimi çıkarmak zorunda kaldım. Bu arada Mark ve Kim’de basıp gidince ben o kadar yorgun hissettim ki kendimi, bir ağacın altında 10 dakika dinlendim. Kendime geldikten sonra devam ettim, yola çıkınca 1 km kadar koşarak saat 13:00’te kontrol noktasına varmayı başardım. Varınca anlaşıldı ki aslında burada süre 13:30 da bitiyormuş.  Ben 30 dakikamı dinlenerek geçirdikten sonra yola çıktım. Benden çok daha sonra ve o da koşarak bu kontrol noktasına gelen Fedai Kürtül arkadaşımız ise 5 dakika dinlenerek yola devam etti. Burada Gürhan Akdağ ile birlikte yola başladık ve normal bir tempoda 6,5 km yol aldık. Ancak, sanırım 5. km’de bizden çok önce yola çıkmış olan Fedai ile karşılaştık, yolunu şaşırıp zaman kaybetmiş. Birlikte devam ettik.  2. kontrol noktasına yaklaşık 1 km kala kala buraya varmak için verilen sürenin bitmek üzere olduğunu farkettik,  acaba ultra maceramız buraya kadar mıydı? Buraya kadar gelmiştik son bir gayret göstermek zorundaydım, hızla koşmaya başladım, bir müddet sonra bayrağı ve 2. kontrol noktasını  gördüm, koşarak 2. kontrol masasına doğru ilerledim. Fedai ve Gürhan’da arkadan bana yetiştiler. Ancak bizi nasıl bir sürpriz bekliyordu. Süre dolmak üzereydi. Dolmuşmuydu yoksa? Rota koordinatörü Tolga Gözüm süreyi kontrol ettikten sonra müjdeyi verdi bu noktayı da geçmiştik.  Evet bu kontrol noktasına ucu ucuna yetişmiştik ama aradaki  6,5 km’yi 3,5 saatte zor bitiren biz kalan 11 km’lik nasıl olduğunu bile bilmediğimiz kalan etabı bitirebilecek miydik? Denemek ve elimizden geleni yapmak zorundaydık. Haydi son gayret bitireceğiz koşalım dedim, Fedai, Gürhan ve ben sanki yeniden açılmış olan bir kapıya doğru son gayretlerimizi ulvi ama zor bir amaç için kullanacaktık. Burada kabaca bir hesapla 1 saatte 4 km mantığıyla gitmek zorundaydık, eğer bu tempoyu tutturursak yetişiriz dedim.  Başladık hızla ve aceleyle ilerlemeye, bir bilinmezliğe doğru ama son şansımızı kullanmaya azimle devam ederek kendimizi yorgunluğa teslim etmeden devam ettik yola. Zaman yolda ilerledikçe gerçekten 4 km’yi 1 saatte geçmeyi başardığımızı gördüm ve bu işi yapabiliriz diye düşündüm. Ancak patika son derece zordu ve gittikçe daralan kayalıklar dikenler arasında Kekova’ya kadar uzanarak kah yükselerek kah deniz seviyesine inerek devam ediyordu. Bazen ellerinizle tutunarak ufak kaya tırmanışları yapmanız da gerekiyordu, 2 saat kadar öylece  ilerledikten sonra Fedai bu iş olmayacak demeye başladı, kendisine olumsuz düşünmemesini telkin ettim ama “Lycian Way” öyle bir görünüm gösteriyordu ki gerçekten olumlu düşünmemiz için de bir neden bulamıyordum. Ancak, yine de her zaman bu yolun tamamının böyle gitmeyeceğine arada bir yerlerde bizim bu etabı bitirebilmemize müsaade edeceğine inanıyordum. En sonunda sanırım 3 saatte 10 km’lik etabı bitirmeyi başardık. Kekova sahile vardığımızda 1,5 km kaldığını acele edersek yetişebileceğimizi söyledi gönüllü arkadaşlardan biri. İyi güzel evet ama ayaklar gidiyormuydu ki. Sahilde ve kayalık olmayan bir yola çıkmıştık ama ayaklarım hızlanamıyordu. Tam o sırada 3 köpek batonlarımdan ve benden hoşlanmadığını bana anlatmaya çalıştı bir süre onlarla baton göstererek uğraştıktan sonra kalan 1, 5 km’yi ayaklarımı açarak ama tabii ki yokuş yukarı ilerledim. Bu sırada Fedai ve Gürhan’da son bir çaba kalan enerjilerini kullanarak ilerliyorlardı. Yürüdük, yürüdük evet uzaktan yaklaşık 750 metre ileride Likya bayraklarını gördüm. Gelmiştik sanırım, o sırada yanımıza gönüllü arkadaşlardan yeşil tişörtlü birisi geldi ve az kaldığını söyledi. Hadi dedi FINISH şu gördüğünüz kalede. Hep bir ağızdan KALEDE Mİİİ diye bağırmışız. O yorgunlukla acaip yüksekte ve bir o kadar da uzakta olan bir kalede FINISH vardı. Biz heralde dedik sonumuz geldi. Oraya çıkamayacağız. Ancak, işte orda gözünüzle çok uzak görünen km’lerce uzanan mesafelerin bile aşılabilecğini anladığım zamandır. Bir süre daha yürüdükten sonra gönüllü arkadaşımız Hüseyin’in bizi gaza getirmesi sonucu yürüyecek hali kalmamış olan bizler o rampayı koşarak çıktık. Çıktık ama nasıl çıktık bir de bana sorun.  Fakaaat, kaleden finişe giriş anı orada destan yazan 3 ultracının zafer anıydı. Biz orada o etapta kendi destanımızı yazmıştık. Çok müthiş bir gayret göstererek bu etabı da bitirerek çok kırıcı ilk 3 günü devirmiştik. O anlar tuzlu limonları yiyerek bu heyecanı ve zaferimizin tadına varmakla geçti. Ancak bir sorun vardı ayaklar gitmiyordu… Akşam ayaklarımın acaip sızlamalarına sahne oldu. Öyle sızlama ki tüm sinirlerimi tetikleyen bir sızlama. Ayağımdaki su toplayan yerleri patlattırdıktan sonra daha da fazla acı.

 4. GÜN

Bugün 11 km’lk nispeten kolay bir parkur var. Bu etabı Gürhan ile birlikte acele etmeden dinlene dinlene 4 satte bitiriyoruz. Maksat kendimizi uzun güne saklamak ve ilk kez katıldığım ultra maratonu salimen bitirebilmek. Akşam iyi gelir diye ayağımı soktuğum deniz kumları, patlatılmış derinin deliklerinden içerilere sızınca al sana “patlamaya hazır bomba” gibi bir ayak. Ancak yapacak birşey yok acıdan zevk alma sanatına artık iyice hazırım.

 

UZUN GÜN

Bugün uzun gün,  bir önceki  günde nispeten uzun bir süre dinlenmiş olduk ve bugün öğlen 12.30 da koşuya başlayacağız, sabah erkenden kalktım. Hazırlıklarımı yaptım, sıra matımı toplamaya geldi. Acaba bitirebilecek miyim? Bu arada sırada aklıma geliyor ve tabii her zaman herşeye hazır olmak gerektiğini düşünerek bitirebileceğim  hissi daha ağır basıyor. Bunları düşünürken ayağımda acaip bir ağrı ile çadırın içinde avaz avaz bağırmaya başladım. Ayağıma birşey batmıştı. Can havliyle zavallı ayağıma bakınca yerde duran bir arının üstüne bastığımı ve 2. kez bu defa tam da zaten şişmiş olan sol ayak  parmağımı soktuğunu gördüm. Alim sağolsun hemen arının iğnesini çıkarttı ve ayağımı tam 4 kez sıkarak zehri çıkarmaya çalıştı. Yani arıdan sonra da sevgili Alim neredeyse 4 kez sokmuş kadar oldu. İşte şimdi parçalanmış, su toplamış, su toplayan deriler patlatılmış ve buralara da kum dolmuş zavallı ve değerli ayağımı bir de üstüne üstlük arı sokmuştu. Ayağım kısa sürede davul gibi oldu. Alerjiye karşı bir iğne yaptırdım. Sokmanın ilk acısı geçtikten sonra, biraz olsun rahatladım. Bu arada yarış saati geldi. Ayağımı ayakkabı denen ufacık bir kaba sığdırmaya çalışırken canım yanıyordu. Başlangıç noktasında hiçbir şey hissetmediğimi farkettim. Koşuya başladım ayaklarım gidiyordu hayret. Fakat bir gariplik vardı ayaklarımı hissetmiyordum. Sanki efsunlu bir adrenalin ile ayaklarım yere basmıyor uçuyordum. Bu arının zerkettiği adrenalin miydi yoksa ultra heyacanı mı bilemiyorum ama öyle garip bir his içindeydim ki ağlamak istiyordum.

Organizasyon bu etapta grubun başlangıç saatini 3’e ayırarak hızlara göre dağılım yaptı. Biz yavaş grup 12:30’da başlayacaktık. Orta hızlı grup 15:00’te ve en hızlılar da saat 06:00’da başlayacak ancak isteyen istediği   başlangıç grubuna geçmekte serbest olacaktı. Ben 12:30 grubunda başladım, bu yola erken çıkmak açısından bir avantajdı ama öğlen sıcağında dehidre olmak riskini de taşıyordu.

Saat 12:30’da etap başladı, dağın ortasında bu şekilde kilometrelerce ilerlerken yüksekliğin de etkisiyle,  harika bir dağ havası serin serin iliklerime kadar işliyor ve bana muhteşem bir güç veriyordu. Esen serin rüzgar 12:30 güneşinde yola çıkmanın dezavantajını yok etmiş oldu. Bir ara yanımdan ciple geçen Taner Damcı nasılsın ?diye sordu. “Ayaklar” dedim “ayaklarımla sabah vedalaştım”. Cipten kahkahalar yükseldi. Evet ayaklarımı unutmak zorundaydım, başka türlü bu işi bitirmem mümkün değildi ve bu acılar nasıl olsa geçiciydi.

Yürüdüm yürüdüm yürüdüm…  Akrepli yollardan geçerek tam 30 km dağda yürüdükten sonra Finike’ye vardık. Finike’den sonra bizi bekleyen 25 km’lik kumsalda sol ayak tırnaklarımın düşüp ayaklarımın içinde dolaşmaya başladığını ve bir yerlerime battığını hissediyordum ama ayakkabımı çıkarıp bakmaya cesaret edemedim. Tüm gece boyunca kumsalda ilerlerken yine eşsiz ve harika bir dolunay bize eşlik etmekteydi, dolunayın oluşturduğu renk cümbüşü saat 02’den sonra iyice belirginleşti ve sabah olmaya başladı. Denize baktığım nadir anlarda gördüğüm o engin sonsuzluk duygusu gecenin içine karışıyor ve kumsaldaki orta boy taşlardan kendimce oluşturduğum izde ayaklarımın topuklarını döve döve ilerliyordum. Uzaktan gelen köpek sesleri yaklaşık 1 km ilerde Gürhan’ın belli belirsiz kafa lambası ışığı ile dansediyordu. Bu kumsalda yürürken neler düşündüm hatırlamıyorum aklımda kalan bir ara iphone’umu açıp müzik dinlemek istediğimde akıllı telefonumu sesinin bozulduğu… Bu sayede gecenin doğal mistik güzelliği müzik sesiyle de bozulmamış oldu. Kumsal bittiğinde gönüllülerden bir arkadaş bize 3 km kaldığını söyledi artık asflata çıkmıştık ama burada başta koyduğumuz 02:30’da Karaöz’de olma hedefini tuttturamamış olduk saat 03:30 olmuştu bile az da olsa dinlenebilecek biraz uyuyabilecek miydik ? Organizasyon akşam brifinginde, sabah saat 05:30’dan önce Karaöz’e gelenlerin sürelerinin 05:30’a kadar durduralacağını ve çıkışın bu saatten önce gelenlerle birlikte 05:30’da verileceğini açıklamıştı. Yollarda bir yerlerde bize dinlenmenin 05:30’a kadar mümkün olacağı, daha sonra kampta dinlenilemeyeceği bilgisi verilmişti. Zaman daraldıkça sıcak su alıp alamayacağımız yemek ve diğer ihtiyaçlarımızı giderip gideremeyeceğimiz ve uyuyup uyuyamayacağımıza odaklanmak bizi yormaya başlamıştı. Yol hızlanmamıza rağmen bitmiyordu, 5 k bitmişti, 7 k olmuştu hala kamp görünmüyordu, bu durum bizi iyice yıprattı. Karşımıza çıkan her ışığı kamp yeri zannediyorduk ama biz gittikçe yol uzuyordu bu durum gerçekten berbattı. Böyle giderse sıcak suyu bile bulamayacaktık. Sonunda organizasyonu aradık ancak, kampa da yaklaştığımızı anladığımız Karaöz’e geldiğimizde 3 km denilen mesafe 8 km’yi geçmişti. Arkadaşlar da tabii o yorgunluk ve uykusuzlukla şaşırmışlardı ancak bunca yolu acılar içinde yürümüş insanlar için bu şaşırmanın etkisi bir hayli fazlaydı. Saat 04:30’da 66 km’lik yolu bitirmiş olarak Karaöz kamp alanına girdik. Burada sıcak suyumuzu alarak çorbamızı içip ve yemeğimizi yedikten sonra uyumadan devam etmeye karar verdik. Saat 07:30 gibi yola koyulduk. Önümüzde Gelidonya Feneri’nden geçen antik Likya patika yolu ve 20 km’lik bir etap daha vardı. Uykusuz ve katlanarak artan ayak acısı ve vücut yorgunluğu ile dinlenmeden uyumadan devam edebilecek miydim?  Bilmiyorum.  O sırada Gürhan hızlanarak ilerledi ve gözden kayboldu ben zaten ayaklarımı unutmak istesem de unutamamıştım ve de daha da fazla hatırlamaya başlamıştım. Su noktasında kendime yeterince su alıp yolda ayakkabımın içine bakmaya karar verdim. Tırnak dolaşmıyordu ama ayaklarımı çıkarıp hava aldırmadan yürüyememeye başladım. 5 dakikada bir ayağımı çıkarıp dinlendirmeye başladım. O sırada aklıma ayakkabımın tabanını çıkarmak geldi ve bunu yapınca biraz olsun sol ayak parmaklarım rahatladı, ayakkabı tabansız yürümek de dengesizliğe yol açıyor aralarda düşüyordum. 2 kere düştüm.

Yolda ilerlerken sevgili babamın bana gökyüzünden gülümsediğini gördüm. O an bütün acılarımın yok olduğunu hissettim. Kafamı kaldırdığımda muhteşem Adrasan manzarası içinde oksijeni bol bir ormanda mükemmel bir ortamda bulunduğumu hatırladım, aynı anda en berbat durumda ama mükemmel bir moralde olabileceğini, sevinç gözyaşı denen şeyin ne olduğunu anladığım yer oldu Adrasan.

Likya yolunu kullanan turistler 7 km kaldığını müjdelediler… Biraz ilerlediğimde Gürhan’ın orada dinlenmekte olduğunu gördüm. Ondan sonra tekrar birlikte 7 km’yi katederek, uzuuun upuzun tam 86 k’lık  uzun etabı başladığımızdan 27 saat sonra saat 15:30’da bitirdik.

Artık Ultrayı bir aksilik olmazsa bitirmiş sayılabilirdik ne de olsa son bir etap kalmıştı ve buraya kadar ayakta kalmıştık. Geldiğimizde Fadai’nin Karaöz’den sonra ayakları nedeniyle devam edemeyip çekildiğini öğrendik. Bu noktaya kadar 31 kişi başladığımız maratonda 24 kişi kalmıştık.

Akşam hemen sağlık görevlilerine koşarak son etap için ayağımı göstermeye gittim doğal olarak. Memorial ekibinden Özden hemşire, ayaklarımın içindeki kumu temizleyip pansuman yaparak pamuk gibi yaptı. Bir de kas gevşetici içip yatıp uyudum.

6. GÜN

35.7  k’lık son etap, Çıralı Phaselis Antik kenti etabıydı. Son etapta koşabilecek miydim? Evet ayaklarım biraz olsun dinlenmişti. Bir şekilde ayaklarımı kaplarına soktum ve yarış başladı. Ayaklarımın patlamayan yerlerine basarak gidiyordum. Bu etap nispeten daha düz bir patikada idi ve koşabiliyordum. Tüm yokuşlarda ve koşulabilecek her yerde koştum ve 35 km’yi  kendimden beklenenin çok üzerinde bir performansla koşarak, Phaselis’e 4 saat 20 dakikalık bir zamanda girdim. Herkesi şaşırttım. Büyük tebrikler aldım. Ve işte ilk ultra maratonumu iyi bir taktikle, kendimi dinlendirmesini ve gereken yerlerde koşmasını bilerek bitirmiştim. O anki duygularımı tarif etmek çok zor… İlaç gibi gelen 2 sandviç üstüne buzzz gibi soğuk bir Sprite ve ayaklarımı buzlu suya sokma….

Hayat güzeldi…

Bir süre tadını çıkarttıktan sonra otelimize transfer olduk. Ayaklarım bana ait değillerdi. Sızlıyor, ağlıyor ve inliyorlardı. Gürhan’ın desteğiyle sağolsun, bana açık bir terlik aldıktan sonra duş alıp, yemek yiyip kendime biraz geldim.

Harika bir ödül töreni ve eğlencenin ardından ertesi gün İstanbul’a doğru yola koyuldum…

http://www.ntvspor.net/haber/diger-sporlar/73180/likyada-zafer-faruk-karin

http://www.sportzhub.com/site/index.php?option=com_content&task=view&id=15397&Itemid=1

http://www.haberler.com/baka-destegiyle-likya-yolu-ultra-maraton-3987676-haberi/

http://kimvankets.com/lycian-way-ultra-250km-self-sufficiency-race/

Reklamlar

Likya Yolu Ultra Maratonu-2012” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s