“Ale (Allez)..ale” Ultra Trail Du Mont Blanc…CCC…2015

Ale (Allez) ,ale Chamonix sokaklarında 2 gündür bu sözcük yankılanıyor. Ale,ale,ale…

sokak utmb

Sabah gözümü açtığımda, seneler önce düşlerime giren Mont Blanc’ın Aguille du Midi zirvesi ile göz göze geliyoruz. Şehir merkezindeki rahat yatağımdan kalkıp 2 gündür kalmakta olduğum otelimin balkonuna son kez çıkıyorum. Hava aydınlık ve açık. Derin bir nefes alıyorum. Adını Mont Blanc dağını paylaşan üç şanslı ülkenin şehirlerinin başharflerinin oluşturduğu ve bu üç şehrin içinden geçecek olan yarışın başlamasına artık sadece birkaç saat var.

hotel utmb

Transfer edileceğimiz İtalyan şehri Cormayeur’a doğru ilerlerken diğer ultracılar gibi ben de kendimi zamanın akışına bırakıp başlama saatinin gelmesini bekliyorum. Start alanına yürüyerek ulaştıktan sonra son hazırlıklarımı da tamamlıyorum, yarış başlamak üzere. Yanımda Brezilya’dan gelmiş olan bir koşucu ile birbirinize şans diliyoruz. Ben hedefimin 26 saat olduğunu söylüyorum o benden daha iddialı hocamla birlikte geldik o PTL’de çoktan yarışmaya başladı bile diyor.

MB5

2 sene önce çekmeköy, iznik, ve kapadokya ultra yarışlarından kazandığım puanlarla katılmaya hak kazandığım yarışa saniyeler var ve ben her zamanki gibi buraya kadar gelebildiğim için ne kadar şanslı olduğumu düşünüyor ve sağlıklı bir şekilde yarışı bitirmek için dua ediyorum.

Ve geri sayım başlıyor. Yaklaşık 6-7 km yokuş yukarı koştuğumuz asfalt yolda bir hayli kişiyi geçiyorum asfalt biter bitmez, kıvrıla kıvrıla ilerleyen doğal patika yolu önümde beliriyor. Birkaç km daha koşarak ilerledikten sonra artık diğer koşucuları geçmek mümkün olmamaya başlıyor, herkes tek sıra halinde iyice dikleşen zaman zaman sert inişlerin olduğu parkurda yürüyerek ilerleyebiliyor. Öndeki duraklamalardan yararlanarak ara sıra birkaç kişi geçmek mümkünse de yarışa 5’er dakikalık aralarla grup grup başlandığı için ilk gruplarla başlayarak önlerde yer alanlar yolda yığılmış durumdalar. Bu kadar uzun bir insan seli içinde olmak,  özellikle patika kıvrımlarında tepeye varmış olan  ultracıları görmek parkurun uzunluğunu ve dikliğini daha da çok gözler önüne serdiği için biraz moral bozucu olabiliyor.

Hava sıcak ve kuru, geçen senelerde yağmur, soğuk ve olumsuz hava nedeniyle iptal edilen yarışlar olduğu aklıma geliyor, bu durumda sıcak havanın olumlu mu yoksa olumsuz mu olacağını henüz kestiremiyorum ancak dağda her türlü hava şartına hazır olmak gerektiğinden sırtımdaki 6 kg’lık çantamın yeterli olacağını umuyorum. Dün akşam Chamonix’de yediğim makarnanın sosu nedeniyle sabah midemin altüst olmasının da sorun olmamasını ve ilerleyen saatlerde geçmiş olmasını umut ediyorum.

15 km’de yer alan Refuge Bertone (1922 mt) ilk kontrol noktası (cp) ;  bu cp’ye vardığımda sıcağa rağmen kendimi çok iyi hissediyordum fazlaca oyalanmadan sadece su enerji içeceği, bir iki küçük fıstıklı krokan atıştırdıktan sonra yola koyuldum. Amacım ana ikmal noktası olan Arnuva’ya kadar çok fazla dinlenmeden devam etmekti. Bu sırada ilk 1.500 metrelik tırmanış tamamlanmıştı. İkinci çıkışa doğru ilerlerken, Mont Blanc’ın muhteşem buzul manzarasına paralel seyreden patikaya dağdan süzülerek gelen buz gibi sulardan geçerken kendime göre oldukça hızlı bir tempoda ilerlemekteydim. Bu noktada henüz sıcaktan etkilenmeye başlamamıştım. Bir süre daha kendime göre  koşulabilecek eğimdeki tüm zeminlerde koşarak ilerledikten sonra yeniden dik tırmanış başladığında öğle sıcağı da iyice bastırmıştı. Hem sıcağın hem de tırmanışın etkisiyle artık yolda dinlenmeye ve parkurun gerçek zorluğunu idrak etmeye başlamıştım.

mtb3 utmb

Hangi yarış olursa olsun evinizde oturduğunuz yerden grafikleri incelerken ne kadar iyi incelerseniz inceleyin hatta ne kadar zor yarışlarda koşmuş olursanız olun, o yarışın kendine özgü ve gerçek zorluğunu parkurun tozunu yutmadan hissetmek mümkün olmuyor. Grafikte minik bir ayrıntı olarak görünen o küçücük eğri, yarışta sizin en çok zorlandığınız yer olabiliyor.

2. dinlenme ve kontrol noktası Refuge Bonatti (2015 mt)’ye buz gibi su kaynağının yanındaki duvar dibinde oturarak Fransızların mucize içeceği sıcak çorba “boillon” içerek yine fazla oyalanmadan hemen yoluma devam ediyorum. Bu noktadan sonra yokuşta oldukça zorlanıyorum ancak herşeye rağmen yola devam edince tırmanışın sonunda 3. kontrol noktası Arnuva’ya da az kalmış ve önümde koşabileceğim bir iniş belirmişti. O anda  aniden  yorgunluğum yerini tekrar canlanmaya bıraktı ve yaklaşık 10 km boyunca yolda sayısını hatırlamadığım kadar ultracıyı geçerek hızla kontrol noktasına yaklaştım. Dinlenme çadırına 3 km kala ikmal noktasını aşağıda görmeye başlamama rapmen, iniş birden dikleşince hızlı koştuğum için hırpalandığımı hissediyorum. 27. km ‘deki Arnuva’ya ulaştığımda hızlı koşmamın bedelini ödeyeceğimi hiç düşünmemiştim. Canım hiçbirşey yemek ya da içmek istemiyor, midem bulanıyor. Hararet nedeniyle tek istediğim serin bir yerde sırt üstü yatıp dinlenmek. Gerçekten de bir çorba içtikten sonra sırt üstü yatacak bir yer ararken kendime sormadan edemiyorum. Acaba bu uzun yolu bitirebilecek miyim? Bir türlü tekrar yol koyulacak gücü kendimde bulamıyorum ve daha fazla dinlenmeye karar veriyorum. Çadır çıkışında serin bir kaya üstü bulunca kendimi oraya sırtüstü bırakıyorum. Bir şekilde kendimi tekrar önümde dikilen Grand Col Ferret’e tırmanmak üzere cesaret topladığımda dinlenme noktasında 1 saate yakın zaman geçirmiş olduğumu farkediyorum.

Profil-CCC-2015

Yola tekrar çıktığımda kendimi motive etmeye çalışsam da kafamda bir sürü tilkinin dolaşmasına  engel olamıyorum. Bu yarışa yeteri kadar hazırlanmış mıydım? Bunca dik ve zor dağ tırmanışı içeren CCC için, sadece Kaçkar trail maratonu yeterli bir antrenman sayılırmıydı? Manzarasına hayran olduğum bu güzel dağda koşabilmek için gerektiği kadar hazırlık yapmayarak onu küçümsemiş miydim?  Bu maraton bu kadar zor olmak zorunda mıydı? Tam 6 kez 1.000 metrelik tırmanışlar içermesi şart mıydı? Hatta ne işim vardı benim burda….

mtb3 utmb

Grand Col Ferret’e girdiğimde yine aynı hararet sonucu bir şey yemek istemeyince 2 kase çorba içtikten sonra enerji alabilmek için kola içmeye başladım. Son yıllarda  kola içmiyor olmama rağmen içindeki şeker miktarı bu kadar yoğun olan ve o an çok gerekli olan enerjiyi birkaç dakika içinde sağlayabilecek başka bir içecek daha nadir bulunur sanırım. 3-4 bardak kola birden kendimi daha iyi hissetmeme yol açtı ama yine de bir süre de burada dinlenmeye karar verdim. Burada da yaklaşık 1 saat zaman geçirmişim. İlk noktalarda yeterince hızlı olduğum için zaman sıkıntısı çekmediğim halde bundan sonra zaman limiti içinde kalmam için acele etmem gerekmeye başlamıştı. Artık tek hedefim sadece zaman limiti içinde bu yarışı bitirebilmekti. Hava yavaş yavaş kararıyor ama sıcağın etkisi azalmıyordu.

Hava karardığında kafa lambamı takıp koşmaya devam ettim, hafif ve tatlı eğimli yolda rahat bir tempoda koşuyordum. Koşarken kendimi çok daha rahat hissetmeme rağmen nedense dinlenme noktalarına girdiğimde kendimi çok kötü hissediyordum, yarıştan sonra düşündüğümde, bunun nedeninin büyük tente ile kapatılmış alanın içine birikmiş sıcak ve oksijeni az havadan kaynaklanmış olabileceğini ve aslında çadır içinde çok oyalanmayıp hızlıca bişeyler atıştırıp yola hemen devam etmenin çok daha doğru hareket olabileceğini anlıyorum. Çünkü koşarken ve hareket halindeyken  kendimi çok daha iyi hissediyorum.

Akşam ve  gece boyunca her cp’den sonra bir tırmanış gerçekleştirmek tırmanıştan sonra bir süre koşarak cp oktasına varmak ve ardından artık alıştığım “boillon” ve 3-4 bardak ta kola içtikten sonra hadi Haluk “keep going” yola devam diyerek kendimi her defasında yeniden bir maceraya bırakmak benim için bir CCC klasiği haline geliyor.

Gece Fransız’ların hazırladığı ufak masalarda içkiler, tuzlu ve tatlı yiyecekler görüyorum. Kendi kendime diyorum ki; hadi biz bir maceradayız bu dağ maratonuna katılmak için kimilerimiz neredeyse 2 senedir hazırlık yapıyor, pek çoğumuzun hayallerini süslüyor ama bu insanların sabahlara kadar dağlarda koşan yarışçılara destek olabilmek için içtenlikle gece gündüz demeden çaba harcaması nasıl bir spor sevgisidir? Tabii bu hayran olunacak ve takdir ettiğim inanılmaz destek zaten benim için dağcılık ve koşudaki güzellikleri aynı anda  hissetmeme yol açan bu düşsel yarışa tüm yorgunluklarımı unutturan bir fark ve duygusal anlamlar katıyor.

mtb 5 utmb

CCC’ye iyi bir hazırlık yapmayı istemiş olmama rağmen son sene sağ dizimde kıkırdak zedelenmesi sorunu nedeniyle antrenmanlara özellikle uzun patika koşularına yaklaşık 1.5 senedir ara verdiğimden sadece 2 aylık bir hazırlıkla bu maratona katılabiliyorum. Yine de bu zorlu ultra maratonu bitirebilmek için gereken azim ve mücadele gücüne sahip olduğumu düşünüyorsam da yeterli antrenmana sahip olmadan katılmış olmam, ürkütüyordu başta. Tüm bu aksiliklere rağmen mantıklı düşündüğümde vazgeçmem gerektiği halde  katılmaktan vazgeçmemiştim. Bunun iyi mi kötü mü bir karar olduğunu yarıştan sonra anlayacaktım.

Ultra maratoncular uzun ve zorlu parkurlarda genellikle kendileriyle mücadele halinde olduklarından kimseyle konuşmadan önlerinde uzanan patikaya yoğunlaşmış biçimde  başka bişey için ekstra enerji harcamaksızın  sessizce işlerine koyuluyorlar.

Gece dolunay var, Aydede, belli ki bize eşlik etmek istiyor, yüzlerce kafa lambası ile ışıl ışıl döşenmiş patikada sessizce hareket eden maceramıza ortak oluyor. Dolunay, ortama romantik bir hava yansıtırken, otlar arasında bir çizgi gibi uzanan patikada sürteal ve pastoral bir gece tablosunun içinde ilerlediğim hissine kapılıyorum.  Mont Blanc bana Hollandalı ressam Van Gogh’un meşhur yıldızlı gece “Starry Night” tablosunu anımsatıyor.

Starry night Van Gogh

Saat 3’te havanın biraz olsun soğumasını umut ediyorum ama serinlemiyor bile. Yarışın en başında giydiğim kalf çoraplarımı ve hatta tozluklarımı bile çıkarmaya karar veriyorum. Çok çook sıcak. Bir ara nabzımın 191’e kadar çıktığını farkediyorum oysa max nabzımı 171’den daha fazla görmemiştim bugüne dek.

Sabaha doğru Vallorcine’deyim. Önümde hala 18 k var. Bu istasyonda artık daha önceki istasyonlardaki gibi ne yesem ne yesem diye etrafıma şaşkın şaşkın bakınmadan otomatikman “boillon” ve kola ikilisi ile bir miktar enerji alıp “keep going” şarkısını kendi kendime söyleyerek son 950 metreyi tırmanmak üzere bir kez daha yollara düşüyorum.

Dik tırmanıştan etkilenen pekçok kişi yeniden yükselmeye başlayan güneşin ve biriken yorgunluğun  etkisiyle sık molalar vermeye başlıyor. Ben mümkün olduğu kadar sabit bir tempoda ilerlememi sürdürüyor ve bir yandan da bu tırmanışın en kısa zamanda bitmesi için dua ediyorum. Fakat bu yokuş öylesine dik ki, durup dinlenmeden çıkabilen kimse görmedim. Tam artık tırmanış bitti artık diye düşündüğüm anda  arkada uzanan bir tepe daha ortaya çıkıyor. Cut-off time’ın bitmesine az kaldığından bu durum artık sinir bozucu olmaya ve yarışı zamanında bitirememe stresine yol açmaya başlıyor.

Aklıma ayaklarım parçalandığı halde bırakmayıp bitirdiğim ultramaratonlar geliyor, hadi diyorum,  bugüne kadar hiçbir yarışı bırakmadın, unutma dünyada bitmeyecek yol, çıkılamayacak dağ, aşılamayacak engel yok hadi…

Sıcak iyice bastırıyor. Yol uzadıkça uzuyor bu arada hala birilerini geçmeye çalışan insanlar görünce saatime bakıp gülüyorum. Hadi köşeye kadar biraz daha sık dişini Haluk, az kaldı.

Finişten önceki son cp’ye kan ter içinde ulaştığımda ise görevlilerin gülümseyen ve şefkatli bakışlarını artık yarışı zamanında bitirebileceğim yönünde yorumlamak istiyorum. Son kolamı da içip  hemen kendimi atıyorum yola.

Yarışın bitimine 9 km kala  herşeyin insanın beyninde şekillendiğini, asıl önemli işin fiziksel hazırlık kadar mental hazırlık olduğunu, birden bire yeniden canlanışım açık bir şekilde gösteriyor. Oysa daha yarışın yarısın gelmeden neler neler düşünmüş, neredeyse yarışı bitiremeyeceğimi sanmıştım.

Hayatta herşey sizin onu nasıl algıladığınıza ve yorumlayış biçiminize göre değişiyor, eğer hedefinize giden yolda karşınıza çıkan engelleri pozitif yorumlamaktan asla vazgeçmez, sabrınızı ve kendinize olan güveninizi yüksek tutarsanız o zaman engeller birer birer aşılıyor ve her aşama kendi iç değerinizi artıran mutlak deneyimler sağlıyor.

Son km’ye girdim artık uçar gibi koşuyorum yarışın sonlarına doğru kendime ödül olması için hayal ettiğim dondurmama kavuşmama dakikalar kaldı. Başta, bitirip bitiremeyeceğimi dizimin bunca yüksek tırmanışa izin verip vermeyeceğini bilemediğim bu muhteşem macerada cevabın ne olduğunu arrtık biliyorum.

chamonix utmb

Bitiş çizgisine yaklaşırken alkışlar ve ismimle yapılan tezahürat tüm acılarımı unutturuyor, spiker Türkiyeeee, Halluuuk isimlerini bastıra bastıra söylerken alkışlar daha da artıyor ve ben bir kez daha mutluluk ve gururla dolu finişe giriyorum…

UTMB sonucu

finiş of utmb

101 km’lik yol ve 6.100 metrelik çıkış içeren 1.900 kişinin katıldığı yarış sona erdiğinde “addict” olduğum adrenalinin sarhoşluğundan çok, edindiğim yerli yabancı bir çok arkadaşlıklarım ve muhteşem bir maceranın anılarıyla uçarcasına dondurmacıya doğru yürüyorum.