Antrenmansız? hayır tavsiye etmem…

Bedankt voor alle Nederlanders die gesteund en juichten mijn naam gedurende de race en ook bedankt voor de Leidse marathon organisatie en alle mensen die me veel geluk wenste.

leiden Maraton görseli

Bir maratonu daha bol şans dileklerinizle bitirmeyi başardım. Şimdiye kadar bitirdiğim 6. ama kesinlikle en güzel maratondu diyebilirim. Sevgili Hollandalı’lar yol boyunca hiç durmadan tezahürat yaptıkları gibi ayrıca göğüs numaramda yazan adımı öyle güzel ve kolay okuyorlardı ki maratonun özellikle 25. Km’sinden sonra birkaç kere aklımdan hayatımda ilk defa bir yarışı bırakmak geçtiyse de bu seyirci desteğine böyle muhteşem tezahürata bu yarışı bırakamazdım. Ee bi de yarışın sonunda Akalın ailesi de karşılamaya gelecekse ne yapıp edip 42,2 km koşulacaktı. Koşunun İlk yarısını 5.31 pace ile yani ortalama olarak her 1 km’yi 5 dk 30 sn’de tamamladım ama ikinci yarıdaki antrenman eksikliğim 25. Km’den itibaren kendini hissettirmeye, dizim resmen sinyal vermeye başladı. Normalde 35’den sonra başlanır ama ben kilometreleri o dakikadan itibaren saymaya başladım desem yeridir. Her adımda bacaklarımın ağrısı artıyor ama Leiden’ın tadına doyulmaz manzarası eşliğinde ve her köşedeki Haluk Haluk “goedzo”kom op” tezahüratları ile dayanma gücüm artıyordu. Kilometreler onca ağırlık ve zorluklarına rağmen birbiri ardına bitiyor ve ben bir kez daha hedefe doğru ilerliyordum. 40, 41… 42 veeeeee FINISH. Finish’e girişim ise alttaki linkte Leiden Maraton Organizasyonu’nun SÜRPRİZİ….Maratondan önce şans dileyen herkese sonsuz teşekkürlerimle…iyi ki varsınız.

http://www.racetimer.se/nl/runner/show/4412721?layout=clean&race_id=2413#.VYP9j_ntmkp

Reklamlar

Evet, yapabilirsin.

Yazıyı okumaya başlamadan önce lütfen kısa bir süre elinizdeki (yani sizin olan) vücut ve beyin ile yapabileceğinizi ve yapamayacağınızı sandığınız şeyleri düşünün. Bu şeyler koşmakla veya başka bir sporla ya da bambaşka bir konuyla ilgili olabilir. Yapılamayacağını düşündüğünüz için vazgeçtiğiniz hedeflerinizi veya korkup hiç girişmediğiniz meydan okumaları düşünün kısaca. Sonra şunu bir hayal edin; yaklaşık 50 kiloluk bir ağırlığı 4 km yüzerek çekeceksiniz, sonra hiç durmadan onu bisikletinize yükleyip 180 km pedal çevireceksiniz, en sonunda da yine ara vermeden onu bir arabada iterek 42 km koşacaksınız. Yapabilir misiniz? Yapılabilir mi? Bir insan bunu yapabilir mi? Ya da bir insan bunu ne kadar zaman sürdürebilir? Şimdi devam edelim.

Birazdan okuyacağınız hikayeye inanmakta güçlük çekeceksiniz. Ben ilk duyduğumda, onlarca video ve fotoğraf görmeme, birçok sitede ilgili yazılar okumama rağmen uzun süre inanamadım. İnandığım zaman da bir çok duyguyu aynı anda yaşadım. Bir yandan elde ettiğim başarılar gözümde aniden küçüldü, bir yandan inanılmaz motive oldum.  Hikaye bir çiftin engelli bir çocuk sahibi olmalarıyla başlıyor. Boynundan aşağısı felç olan çocuklarını doktora götürdüklerinde umutlarını kıracak haberler alıyorlar; “çaresi yok, iletişim kurulamaz, bir enstitüye yatırın ve unutun” diyor doktorlar. Çift, çocuğun gözlerindeki ışığı gördüklerini düşünüyor ve onu eve götürüp özel olarak ilgileniyor. Bir gün başını hafifçe oynatarak iletişim kurabileceğini farkedip özel bir bilgisayar alıyorlar ona. Çocuk dış dünyayla iletişim kurmaya başladıktan bir süre sonra kendisi gibi engelli insanlarla ilgili okurken, felçli bir atlet için 5k koşusu düzenlendiğini öğreniyor. Babasına koşuya birlikte katılmak istediğini söylüyor. Katılıyorlar ve koşuyorlar. Baba asker olduğundan 5 km koşmakta ve bu süre zarfında çocuğun tekerlekli sandalyesini itmekte çok zorlanmıyor. Koşu sonrası çocuk, babası koşup kendisini tekerlekli sandalyede iterken engelli olduğunu unuttuğunu söylüyor babasına. Belli ki, bu, baba için inanılmaz bir motivasyona dönüşüyor. O günden (1977) sonra 2009 yılının sonuna kadar 234 Triatlon, 67 maraton ve 89 yarı maraton dahil 1009 yarışa katılıyorlar. Tüm bu yarışlarda baba oğlunu da taşıyor. Triatlon yarışlarında, denizde oğlunu bir botun üstünde beline bağladığı bir iple çekiyor, bisiklette taşıyor ve koşarken tekerlekli sandalyesini itiyor. Bu şekilde bitirdikleri triatlonlardan 6 tanesi ironman, 7 tanesi yarı ironman

Bu noktada belki de bilmeyenlere bilgi vermek, bilenlere ise olayın inanılmazlığını daha da netleştirmek için bu yarışların tam olarak ne demek olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Triatlon: 1,5 km yüzme, 40 km bisiklet, 10 km koşu; yarı ironman: 1.93 km yüzme, 90 km bisiklet, 21.09 km koşu; ironman: 3.86 km yüzme, 180 km bisiklet, 42.2 km koşu. Yani Dick Hoyt oğlu Rick’i yaklaşık 4 km yüzerek çekiyor, 180 km bisiklette taşıyor ve üstüne oğlunun tekerlekli sandalyesini iterken maraton koşuyor. Bunları okurken veya izlerken insanın gözleri yuvasından fırlıyor (en azından bana öyle olmuştu, hala da oluyor). Eminim herkese çok büyük bir olay olarak görünüyordur. Ancak son 2 yıldır naçizane uzun mesafe koşma çabası gösteren birisi olarak bir maratonu bitirmenin ne zor bir şey olduğunu gördükten sonra bu hikayeye inanmak bana daha da zor geliyor. İşin çok daha garip bir tarafı var. Bu baba oğul katıldıkları bu yarışlarda sonuncu olmuyorlar, en iyi derecelerini duyunca yerinden fırlayan gözlerime uçuklayan dudaklarım da katılıyor. Bazı en iyi dereceleri: maraton: 2 saat 40 dakika, yarı maraton: 1 saat 21 dakika, ironman 13 saat 41 dakika… Profesyonel sporcu olmayan normal bir insan için kimseyi itmeden çekmeden bile bu derecelere ulaşmak çok ama çok zor. Maratonda dünyanın en iyi derecesi 2 saat 4 dakika…

 

Bu hikayenin bir yerlerinde baba kalp krizi de geçiriyor. Ama iyileştikten sonra yarışlar durmuyor devam ediyor. Ve bildiğim kadarıyla hala da hikaye devam ediyor. Hatta Baba Dick Hoyt’un bir hedefi de kendisi 70 yaşındayken yani 2011′de Boston Maratanu’nu yeniden koşmak.

Eğer bu hikayede sizi kalkıp birşeyler yapmak konusunda motive etmiyorsa gerçekten şaşırırım. Dick ve Rick Hoyt’un parolaları “Yes you can!” yani “Evet yapabilirsiniz!”… Evet gerçekten yapabilirsiniz, yapabiliriz… Benim şu an için uzun vadede kendime koyduğum (Hoyt ailesinin elde ettikleri yanında küçük de olsa hedefim Boston Maratonu’na katılmaya hak kazanmak. Boston Maratonu, belirli bir dereceyi elde edebilmiş kişilerin katılabildikleri elit bir maraton. Örneğin 35-40 yaş arası 3 saat 15 dakikanın altında bir maraton koştuysanız bu yarışa katılabiliyorsunuz. 3-4 yıl içinde maraton derecemi 3:15′in altına indirebilir miyim? “Evet, indirebilirsin” diyor Hoyt Takımı, “eğer istersen her şeyi yapabilirsin”…

Mert Derman’ın

http://ritim.wordpress.com/2010/02/27/evet-yapabilirsin/ blogundan alınmıştır.

100 km koşulur mu?

İYU Toplu II İYU Toplu340 km’lik dağlık bir arazi boyunca dondurucu soğukta, aç ve yoksul bir millet,  öküzün çektiği kağnıyla günlerce cephane taşıyarak milli mücadeleyi kazanabilir mi? Sakarya’da Dumlupınar’da savaşan erine mermi götürmek için ölümü göze alır mı? 2013 yılının 23 Ağustos’unda İstiklal Yolu ultra Maratonu’na katılan yaklaşık 100 kadar sporcu, emperyalizme karşı bir mücadelenin nasıl bir irade ile kazanıldığını koşarken hissederek 100 km-42 km ve 10 km koşularında yarıştılar. Son derece keyifli ve başarılı geçen etkinlikte koşucular adeta o günleri yaşarken kahramanca destan yazdılar.

Koşucular yarış öncesinde Siyez Partisinde 12.000 yıllık Siyez Bulguru’nun hem tadına baktılar hem de besleyici yerli tohumlarımızın korunmasına destek verdiler. Bu koşucular, ayrıca yarışı düzenleyen  Haluk Akalın –  KOŞUKOLİK tarafından düzenlenen etkinliklerde koşucu başına 5 TL’lik bağış yapması nedeniyle KAÇUV-Kanserli Çocuklara Umut Vakfı’na da katkı sağlamış oldular.

2014 yılında bu kez ters istikamette yani İnebolu’dan başlayarak Küre Dağları üzerinden Kastamonu’ya kadar uzanan 100 km’lik parkurda koşacaklar. İlkinde 100 sporcunun katıldığı bu defa çok daha fazla sayıda sporcunun katılımının beklendiği İstiklal Yolu Ultra Maratonu yörenin turizm potansiyelini de ortaya koyarak yeni bir atılıma yol açacak gibi görünüyor.

2013 yılı fotoğraf ve kazanan detaylarının yer aldığı www.istiklalyoluultra.com adresinden 2014 kayıtları yapılabilmekte ve erken kayıt için indirim imkanı bulunuyor.

 

 

 

 

 

SPORA SPONSOR

Ülkemizde ultra maraton gibi son derece disiplin gerektiren, bir sporcunun azmini ve sınırlarını test etmesini sağlayan, günlerce haftalarca odaklanarak antrenman yapılması gereken, bedenen olduğu kadar mental olarak da son derece zinde olmayı gerektiren bir spor, maraton. Peki, maraton 42 km’den daha uzun olursa örneğin 100 km veya 360 km olursa? İşte o maratonlara ultra maraton deniyor ve bu yarışlarda sporcular kendi kendileri ile yarışıyorlar. Sonuçta bir kazanan var elbette ama kimin umrunda? En önemlisi herkesin kendini aşması, kendini daha öteye taşıyabilmesi ve bu bireysel gibi görünen ultra dayanıklılık gerektiren spor aslında sporcunun kişisel gelişimine de pek çok katkı sağlıyor. Doğaya ve insana saygıyı öğrenme, daha dayanıklı ve güçlü oldukça daha anlayışlı daha sabırlı ve daha insancıl olma. Kendisi ile barışık, zayıf ve güçlü yönlerini bilen, doğa içinde ancak anlamlı olabileceğini kavramış, doğayı su gibi içmek, oksijen gibi ciğerlerine doldurmak için belki de evini, ailesini geride bırakarak bu harikulade maceraya atılmış bir insan UZUN MESAFE KOŞUCUSU ya da ULTRA MARATON KOŞUCUSU.
İşte bu koşular ve maratonlar giderek çoğalırken koşucu sayısı da artmaya başladı bir nebze de olsa ülkemizde. Bu maratonlardan biri de bu sene 3. sü gerçekleştiirmek üzereyken finansman sorunları nedeniyle iptal edilen LİKYA ULTRA MARATONU.
İlkine değil ama 3. süne katılma şansı elde ettiğim ve hayatımı değiştiren nadir maratonlardan birisi bu maraton. Henüz babamı kanserden kaybettiğim, işimden ayrıldığım, ve yönümü değiştirmeye karar verdiğim bir sırada karşıma çıktı LİKYA. Elimdeki Berlin Maratonu uçak biletlerini, kayıt ve almış olduğum asfalt maraton ayakkabılarımın parasını yakarak yepyeni bir hayata doğru koşar adım ilerlerken yaktığım paranın 3 mislini yeni malzemelere harcayarak LİKYA yolunu tuttum.
LİKYA ULTRA MARATONU’nda 7 gün boyunca hayatımda ilk kez kocaman bir çantayı taşıyarak, her gün arka arkaya neredeyse hem de dağlık ve kayalık bir bölgede her gün bir maraton koştum. Bu maratonlar her gün beni bir başka boyuta götürdü, yanlış ayakkabı seçtiğim için zaten kabına sığmayan ve paramparça olan ayaklarıma buna rağmen ayak parmaklarımı ısıran arılara, aldırmadan tırnaklarımla vedalaşarak çıktığım yolun sonunda sevgili babamı Gelidonya Feneri’nin arkasında o muhteşem pastoral manzaranın üzerinde bana gülümserken gördüğümde tüm acılarımı unutmuştum. Hayatım başka bir yöne doğru akıyor ve ben akış içinde takip ettiğim yolda bu yöne doğru ilerlerken başka bir insan oluyordum. Belki de acıların insanı olgunlaştırması denen şeydi bu. O muhteşem ve sihirli anları hayatımda belki birkaç kez daha çocukken ve yıldızları seyrederken yaşadığımı sanıyorum.
İşte hayatımın en önemli dönüm noktalarından birinde kendi içsel yolculuğuma çıkmamı sağlayan ve yol gösteren böylesi bir maraton bu sene finansman sıkıntısı nedeniyle iptal edildi.
ULTRA MARATONLAR’ın ülkemde yaygınlaşması demek, ülkemde ağaçların beton uğruna kesilmesine daha çok kişinin karşı çıkması demek, daha çok kişinin doğada yetişen tek bir dala bile huşu ile yaklaşması demek, daha çok kişinin bisiklet yollarını desteklemesi demek, amatör sporun ve sporcuların desteklenmesi, sporcularımızın, olimpiyatlarda söz sahibi olabilmesi demek. Çocuklarımıın daha çok hayattan zevk alması ve çok daha yaşanılası bir ülkede çok daha fazla renk ile yaşaması demek.
LİKYA’ya ve diğer ULTRA MARATONLARA ve amatör sporculara daha çok SPONSOR desteği DAHA GÜZEL BİR ÜLKE İÇİN….
http://www.change.org/tr/kampanyalar/t-c-gençlik-ve-spor-bakanliği-sponsorlara-50-vergi-matrahı-yerine-direk-vergi-indirimi-uygulansın-https-twitter-com-gsb-suatkilic

İznik Ultra- 80 K

Ultra maratonlar, koşmayı seven insanlar için doğada limitlerini test edebildikleri, macera dolu ve kendileriyle başbaşa kalabilecekleri bir aksiyon vadediyor. Sorumlulukların ötesinde, şehirden ve gürültüden uzak,  salt doğanın ahenkli sesleri ile harmanlanan bir zaman diliminde,  sürrealist bir ressamın eseri içinde canlanan bir oyuncu gibi…

İznik Ultra Maratonu’na geçen sene katılamamıştım. Katılanların anlattıkları kadarı ile hayalimde canlandırdığım bu ultra maraton doğrusu son derece zor, katılınması herkesin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir maratondu hele hele yağan yağmur geçen sene ciddi bir handikap yaratmıştı. Yine de geçen sene katıldığım Likyayolu Ultra maratonundan sonra İznik ultrayı da takvimimde işaretlemiştim.  İznik için özel bir antrenman yapamadım hatta antrenmanlarımı yarı maratonlara odakladığım için uzun koşu antrenmanlarım eksik kaldı.  Sadece,  yarışa 1 hafta kala 45 km koşarak ilk uzun antrenmanımı yaptım. Ancak bu mesafe bu tür bir ultra maraton için pek de yeterli bir antrenman sayılmasa gerek. Her ne kadar genel kondisyonum iyi olsa da ultra maratonda iyi bir derece yapabilmek ve yarışı zorlanmadan bitirmek için en azından 1 ay kala mutlaka yarış mesafesinin en az yarısı mesafesinde daha fazla sayıda koşular yapılması gerekli.

Yarış günü İznik, harika ve sanki ısmarlama bir hava ile maratonculara güzel bir hediye verdi. Hava bulutluydu, yarış süresince ne yağmur yağdı ne de güneş çıktı…Böylece  mükemmel  hava koşullarında bir ultra maraton koşuldu. Yarışa yavaş ve oldukça temkinli başladım 7 dakikada 1 km yol katedecek bir hızda koştum ancak ilk kilometrelerde yanıma aldığım 1’er litrelik yedek  2 su kabı  beni yavaşlatmaktaydı, zaten sırt çantamda 1,5 lt su bulunuyordu, yaklaşık 15 km’den sonra çok su içme ihtiyacım olmadığını ve güneşin çıkmaya niyeti olmadığını anladığımda bu yüklerimden kurtulmaya karar verdim ve bunun doğru bir karar olduğunu ilerleyen kilometrelerde daha rahat koşmaya başlayınca anlamış oldum.  Bu anlarda Berk’le yan yana koşmaya başladık,  Berk’te 7 pace ile koşacağını söyleyince birlikte aynı hızda devam ettik ve ondan sonra da maratonun 60 k ‘lık kısmını Berk ile birlikte koştuk.

İlk KN’ye  (Kontrol Noktası)’ gelmeden, bir ihtiyaç molası vermek zorunda kaldım bu mola bana zaman kaybettirdiği için 13. k’daki ve 27. k’daki 2. KN’de de hiç durmadım ve aralıksız koşmaya devam ettim. Çok daha hızlı koşabilecek durumdaydım ancak önümde ilk defa durmaksızın koşacağım bir 80 k vardı enerjimi verimli kullanmalı ve son km’lere sağlam girmeliydim. Bu nedenle hızlandığımız zamanlarda Berk ile birbirimizi uyarmaya ve yavaşlatmaya çalıştık. Bunun doğru bir strateji olduğu 60 k’ya son derece enerjik girdiğimde ortaya çıkmış oldu.

2. KN’de sadece 2-3 portakal yiyerek koşmaya devam ettim.   Bu hız beni hiç yormuyor hatta son derece rahat bir şekilde muhteşem İznik manzaralarını sindire sindire koşmamı sağlıyordu.

Daha önce 2 kez maraton 1 kez de çok etaplı bir ultra maraton koşmuştum ancak o maratonlarda hızlı koştuğum için 35. km’lerde genelde yorulmaya ve yavaşlamaya başlıyordum ancak bu kez 42 km koşmama rağmen hiç yorulmamıştım. Maraton finişinde çorba, ekmek, zeytin bizleri bekliyordu. Hemen bir çorba içtim biraz oturdum, biraz kola biraz zeytin ve peynir yedim. Yanıma biraz da muz aldım ve çok sevdiğim sihirli ultra maraton meyvesi portakaldan yedim. Portakal gerçekten inanılmaz bir meyve hem susuzluk giderici, hem enerji veriyor hem de vitamin deposu.  Bu özelikleri nedeniyle gördüğüm her masada yiyebildiğim kadar portakal yemeye gayret ettim ve bana çok iyi geldi.

Maraton finişi olan 42. km’den sonra yaklaşık 9 km’lik bir zorlu yokuş bizi bekliyordu ancak yeterince enerji almış olduğumdan ve mental olarak kendimi 80 km’ye iyi hazırlamış olduğumdan bu dakikalarda daha hızlı koşabilmeye başlamıştım Berk  biraz yorulmuş ve arkalarda kalmaya başlamıştı oysaki bundan önceki yokuşlarda ben Berk’in hızlı yürüme temposuna yetişmekte oldukça zorlanmış ara ara koşarak yetişmiştim. Uzun ve zorlu 9 km’lik yokuş bittiğinde hızlı koşmaya karar verdim ve hızlanmaya başladım ancak o sırada  başımın dönmeye başladığını hissettim ve tekrar  yavaşladım, Berk’i bekledim. Berk ile birlikte yine çok hızlanmamaya gayret ederek memnuniyet verici bir meyilde  yokuş aşağı koşmaya başladık uzun süren bu 10 km sonunda 60. km’deki yeni KN’na gelmiştik.

Ben biraz yorulmuş gibiydim, yeniden çorba, portakal, kola, ekmek ve tuzlu kraker yedikten sonra bir miktar da Berk’in yanında taşıdığı Ton balığından yedim. Bu  2. yiyecek faslı kendime gelmemi sağladı ve yeniden enerji depolarımı doldurmuş oldum. Geriye düz bir 20 km kalmıştı. Berk’e ben 60’tan sonra hızlanacağım dedim. Ancak bu kısımda yol çamur birikintileri nedeniyle rahat koşulamaz bir biçimde ilerliyordu  ve yaklaşık 2-3 km böyle devam etti. Bu çamur kısmı benim motivasyonumu biraz azaltmıştı ki sonunda bir derenin önüne geldik. Buradan geçecek miyiz diye sordum ve geç geç diye bağırdıklarını duyunca suya daldım. Soğuk su ayaklarıma öyle iyi geldi ki bir tür ferahlık ve mutluluk hissi ayaklarımdan yavaş yavaş tüm bedenime yayıldı. Dere geçişinden sonra ayakkabımdan içeri giren su ayağımı külçe gibi ağırlaştırmıştı ama yine de yolun bundan sonrasının kuru olması ve ayağımdaki ferahlık hissi biraz daha hızlanmamı sağladı.

Yavaş yavaş hızlanırken patika yol bitip düz bir asfalt yola çıktığımda sanırım Sölöz’e gelmiştim ve  önümde yaklaşık 18 km’lik bir yol uzanıyordu. O anda aklımda tek şey ilk km’lerdeki arayı kapatmaktı ve müthiş biri enerjim vardı sanki koşuya yeni başlamış gibiydim. Bu dakikalarda 6 dakikada 1 km hızla koşmaya başladım bu hızda ilerlerken 60. km’den sonra yaklaşık 6 kişi geçmiş oldum. 75. km’ye geldiğimde son bir portakal molasının ardından yine fazla beklemeden yola devam ettim ancak bu kilometrelerde yeniden biraz daha yavaşlamaya başladım. Şehir merkezinde geçen son 3-4 km’yi de işaretleri takip etmeye çalışarak geçtim ve nihayet 80 km finişini gördüm. Finişe girdiğimde madalyam boynuma takıldı ve tebrik edildim sanırım ama bana neler söylendi pek hatırlamıyorum.

İlk 80 km tek etaplı en uzun ultra maratonumu böylece 10 saat 19 dakikada ve en önemlisi sağlıklı bir şekilde bitirmeyi başarmıştım.

Bundan sonra da  farklı coğrafyalarda farklı etaplarda belki de daha uzun çeşitli ultra maratonlarda koşmayı hayal ediyorum.

Follow Your Bli…

Follow Your Bliss

“If you follow your bliss you put yourself on a kind of track that has been there all the while, waiting for you, and the life that you ought to be living is the one you are living. When you can see that, you begin to meet people who are in your field of bliss, and they open doors to you. I say, follow your bliss and don’t be afraid, and doors will open where you didn’t know they were going to be.” (Joseph Campbell)

1:37:57 – En İyi Derecem KAÇUV İçin

Bir Yarı Maraton: Adana

Bir En İyi Derece: 1 saat 37 dk 57  sn

Bir STK: KAÇUV-Kanserli Çocuklara Umut Vakfı

Adana’ya kebap yemeye gitmek başlı başına bir seyahat nedeni olabilir. Şehirde her yer envai çeşit yemek ve kebap lokantası kaynıyor. Bu şehirde aç kalmak imkansız.

Kebap yemeyi yarı maraton sonrasına bırakarak 5 Ocak gidiş, 6 Ocak dönüş biletlerimi aldım. Yaklaşık 6 hafta interval ağırlıklı orman koşuları yaparak KAÇUV-Kanserli Çocuklara Umut Vakfı yararına koşacağım senenin ilk mesafe yarışına hazırlandım. Sonunda yolculuk zamanı geldi ve rahat bir yolculuk ile Adana havaalanına indim.

Klasik, otele yerleşme ve dinlenme sürecinin ardından çok acıktığım için otelde öğle yemeğimi yedim ve göğüs numaramı almak üzere makarna partisi olacağı söylenen 5 Ocak Stadyumu’na gittim. Stadyuma ulaşım çok kolaydı, kayıt yaptırmak zor olmadı fazla kalabalık yoktu, güzel bir çanta, tişört, meyve suyu, elma ve sudan oluşan yarış kumanyasının da olduğu bir sırt çantası hediye edildi. Kayıttan sonra makarna yemek için salona gittiğimde ise makarnanın bittiği ve 2 saat sonra geleceğinin söylenmesi organizasyondaki ilk gözüme çarpan aksaklık oldu.

Akşam çorba, muz ziyafetinden sonra sabah 07:30 itibariyle kahvaltımı bitirerek yarış alanına yürüyerek rahatça gittim (kaldığım otel 200 metre mesafede idi).  Yarış saati yaklaşmaya başladığında KAÇUV Logolu tişörtümle birkaç poz vermeyi unutmadım.3. Adana Kurtuluş Yarı Maratonu

Isınmadan sonra koşuya başladık, başladık diyorum çünkü benim için birebir antrenman programı hazırlayan Likya Yolu Ultra Maraton’unda aynı kıl çadırda kaldığımız Kemal abi (Koşan Adam) bu yarışta bana tavşanlık yaptı – yanımda koştu- Yavaş başladık, ilk dakikaları 4:40 gibi bir  pace (1 k yaklaşık 4 dakika 40 sn) ile geçtikten sonra 4:30 pace’e oturttuk tempomuzu ve bu şekilde devam ettik. Kilometreler ilerlerken yarışta zaman zaman trafiğin içinden otobüslerin yanından geçmek zorunda kaldık, yolda trafiği durduran polislere küfür eden bağırıp çağıran kişilere, sporculara saygı ! diyerek göz kırptım. Zaman zaman arkamdan korna çalarak geçen arabalardan kaçmak zorunda kaldığım anlar da oldu.

Yarışın 10’lu kilometrelerinde akmakta olan trafiğin içine girince, bir yandan trafiği kollamak bir yandan yokuş yukarı rampa çıkmak ve bir yandan da yağan yağmurla, esen soğuk rüzgara karşı hızı korumak oldukça güç olmaya başladı. 15 k’da görevliler 17 oldu az kaldı diye moral vermeye çalıştılar. Elimde Garmin’im olmasa ben de az kaldı zannedip stratejik bir hata yapacak ya da mental hazırlık açısından gafil avlanabilecektim, şükür teknolojiye ki önümde daha 6 k olduğunu biliyordum.

Hızımda hala düşüş yok Kemal abi çok iyi gidiyorsun diye bana moral veriyor ama benim sağ kasığım ağrımaya başladı, durmak, hızı azaltmak yok hedef daha önceki 1:49 derecemin altında bir dereceye ulaşmak. Yaklaşık 2 k sonra kasığımdaki ağrı kayboldu ve hızımda azalma yok güzel.

18 k, buraya kadar kontrollu bir şekilde geldim ama buradan sonra çok tatlı hafif bir iniş çıkıyor karşıma burada Garmin’im 3 pace gösteriyor kendimi mükemmel hissediyorum.

20. k, artık 1 k kaldı son metrelerde ani bir atağa kalkıyorum son kilometrede iyi bir atakla 1:35 gibi bir dereceye ulaşmam an meselesi ancak, hızımı istediğim kadar artıramıyorum.

Son metreler de bitiyor ve işte varış noktası 30 metre ileride. Finişte resmileştirdiğim derecem 1:37:57.  Bugüne kadar gerçekleştirdiğim en iyi yarı maraton derecem. Mutluyum.

Adana Finish

Yarış biter bitmez madalyalarımız boynumuza takıldı ve hemen ilerideki cyber tent’ten sertifikalarımızı anında alabildik. Simit ve meyvesuyu ikramları da düzenli bir şekilde gerçekleştirildi.

Akan trafik içinde koşmak zorunda kalınmasa bence diğer ufak tefek aksaklıklarına rağmen iyi bir organizasyon olarak değerlendirilebileceğim ADANA YM,  güzel bir parkurun seçildiği gelecek senelerde tekrar katılmak isteyeceğim, bir organizasyon. Örneğin, saat kulesinin önünde, Taşköprü’nün üzerinde ve gölün kıyısında ilerlerken tarih ve doğayı hissedebiliyor, gerçekten keyif alabiliyorsunuz.  Tek ulaşım yolu karayolu olan memleketimizde en azından tatil günü rahat bir yolculuk yapmayı düşleyen Adana’lıların bir kısmı ise kapatılan trafiğe kızdıklarında onları çok da fazla suçlayamıyorum. Bununla birlikte, ne yapıp edip uluslararası bir koşu yarışında affedilemeyecek bir eksiklik olan yer yer de olsa sporcuların trafik içinde koşturulması konusuna  mutlaka çare bulunması ve Adana’nın kurtuluşu anısına koşulan bu yarışta tarihlerine ve spora daha fazla saygı duymaları için daha çok tanıtım yapılarak, farkındalığın artırılması gerektiğine inanıyorum.

KAÇUV yararına emek harcadığım bu koşumda elde ettiğim eni iyi derecemi KAÇUV’un AİLEEVİ PROJESİ’ne ve iyileşmeyi bekleyen kanserli çocuklarımıza armağan ediyorum. Biliyorum çok daha fazlasına ihtiyaçları var.

Eminim siz de; deniz yıldızını tekrar denize atan adamın öyküsündeki gibi O’NUN için farkedeceğini biliyorsunuz.  

Bağışlarınızla, evlatlarımıza ve gelecek nesillere umut olmak için;

http://www.kanserlicocuklaraumut.org/sayfa/bireysel-form.asp

linki aracılığı ile az çok demeden çorbaya bir tutam tuz da siz atın. 

Gönderdiğiniz son derece değerli katkılarınızı takip edebilmem için lütfen

Açıklama Alanına: Haluk Akalın-Kendi Adınız ve soyadınız-KAÇUV yazınız.

Saygılarımla,​